MARAŞ’IN DEĞERİ HACI MEHMET KALAY

İmam Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmeni Orhan Fıstıkçıoğlu’nun anlatımıyla Hacı Mehmet Kalay

Bu Makaleden Maksadımız

Biz Hacı Kalay Amca ile aynı köydeniz ve yaşlarımız arasında çok fark olsa da birbirimize çok yakınız. Üstelik benim İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik yapmam ve “İmam Hatip Lisesi Yaptırma ve Yaşatma Derneği”inde görev almam sebebiyle onunla ilişkilerimiz çok yakın ve çok samimidir. Bu yüzden özel hayatını iyi bilirim. Benim bilemeyeceğim zaman ve durumları da kendisinden çok dinlemişimdir.

İşte şimdi o çok sevip saydığım merhumun vefatı münasebetiyle, aklımda kalanlar kadarıyla gördüklerim ve duyduklarımdan bir özet  sunmak istiyorum. Maksadım o merhumun örmek hayatı ve hizmeti bilinsin, hayır dualar ve Fatihalara vesile olunsun ve yeni Hacı Kalay yetişmesine hizmet etsindir. Allah Teâlâ’nın rahmet ve inayetinden bunları ister ve makbuliyetini bizlere de göstermesini niyaz eyleriz.

Doğumu Ve Tahsili

1930 yılında Kahramanmaraş merkeze bağlı eski adı “Yeni yapan” (Karataş), şimdiki adı “Kale Kasabası”nda dünyaya gelir. Fakir bir ailenin çocuğudur. Deyim yerindeyse, kıtlık, yoksulluk nedir, âlâsını gördüğünü hep dile getirirdi. Şimdi zengin olsa bile, geçmişteki fakirliğini hiç unutmaz, ondan hiç utanmaz, bu duygularla fakir fukaraya yardım ederdi.

Merhum, 27 gün köy okulunda okuduğunu, okulda yazı tahtası, kitap, defter olmadığını, bu süre zarfında sadece harfleri ve rakamları tanıyıp okul hayatının bundan ibaret olduğunu anlatırdı. Daha sonraki süreçte okuma yazmayı kendisi gayret ederek öğrenmiştir.

Köyde olduğu çocukluk ve gençlik döneminde günün şartlarına göre çobanlık, çiftçilik, arada sırada Andırın taraflarına üzüm pekmez satmak için çerçilik yaptığını duyardık kendisinden. Oradan ayrılışı askerlik münasebetiyledir.

Askerliği

Genç Hacı Kalay askerliğini Jandarma olarak Sivas’ta yapar. O zamanlar askerlik şimdilere göre çok uzundur. O da tam 2,5 yıl askerlik yapar. Askerlikte kendisi yeme içme bakımından, geçmiş günlerine bakarak çok rahattır. Bu yüzden hep geride bıraktığı fakir ailesini düşünmektedir. Aynı zamanda çok hassas, çok duyarlı bir insandır Hacı Kalay. Bu yüzden elinden geleni yapar ailesi için. Askerde kedisine verilen tain bedeli ve sigara paralarını mektup zarfının içine koyup babasına gönderir.

Şehre Yerleşmesi

Askerlik dönüşü şehre yerleşir Hacı Kalay. Sivas’ta iyi kötü şehir hayatını tanımış, köydeki hayatı ile karşılaştırmış, istikbalini düşünmüş ve kararını vermiştir. Kendisi de köyünden ayrılarak şehirde yaşayacaktır. Üstelik köyü şehre çok yakındır.  30 km. var yok. İnsan yürüse üç dört saatte ulaşabilir. Hem o sıralarda köyde iş bulamayan birçok kişi de kendisi gibi şehre göç etmiştir. Böylece o da askerlik dönüşü1950’li yıllarda şehre yerleşir.

Önce “Aytemizler” ailesinin çeltik fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlar. Orada işine ciddiyetle sarılır. Çok güçlü kuvvetli biri olduğu için100 kiloluk çeltik çuvallarını zorlamadan sırtına alıp taşıdığını, çalışmasındaki dürüstlük, samimiyet ve azminden dolayı hep takdir edildiğini, sevildiğini biliyoruz. Kısa zamanda usta başı olmuştur. Hacı Kalay Merhumun hep başarılı bir hayat yaşamasının altındaki sebepler işte bunlardır diyebiliriz: Çok çalışması ve işini ciddi, dürüst ve samimi yapmasıdır.

Ailesi

Hacı Kalay merhum, köyün en otoriter, sert mizaçlı kişisi olarak tanınan Şevki BARDAKCI’nın kızı ile evlenmiştir. Bu evlilikten bir erkek ve dört kız evladı olmuştur. Değişik yerlerde oturduktan sonra, Bahçelievler semtinin en güzel yerlerinden bir mahalde, güzel bir ev yaptırmıştır. Mutlu bir yuvası vardır. Takdiri ilâhî olarak ilk eşi 1995’de vefat etmiştir. Allah’tan gelene rızadan ve teslimiyetten başka yapacak yoktur. Hacı Kalay benzer bir acıyı da 2007’de bir kızının vefat etmesiyle yaşamıştır. “İnnalillah ve innaileyhiraciûn.”

İşi

Hacı Kalay merhum yukarıda anlattığımız ilk işinden sonra 1970’li yıllarda briket işlerine başladı. İş yeri şimdi şehrin ortası sayılan, özellikle de Batı köylerinin arabalarının kalktığı bir yerdeydi.  İşindeki ciddiyeti, dürüstlüğü, merhameti, yardımseverliği ile tanındı ve işini hep geliştirdi. Çoğu insan artık onu “Briketçi Hacı Kalay” diye tanımaya başladı.

İmam Hatip Davası

İşte tam da o yıllarda İmam Hatip Lisesi yaptırma ve yaşatma derneğine başkan yapıldı. 40 yılı aşkın bir süre günümüze kadar hala bu görevi ruh, beden ve maddi desteklerle devam ettirme azim ve gayreti gütmektedir.

Her kuruluşta olduğu gibi, çevresinde kendisi gibi bu davaya gönül vermiş nice K.Maraş’ın eşrafından insanlar mevcuttur, ama bunların çoğu bu işi geri planda sürdürmüşlerdir. Çünkü İmam Hatip yaptırma deyince akla gelen ilk kişi Hacı Kalay’dır.

“Bu davaya gönül vermiş” dediğimiz diğer insanlardan bazıları şu merhumlardır: Merhum Hacı Osman ARIKAN, Merhum Nuri CİĞER, Merhum Ökkeş UNCU, Merhum Öğretmen Ali Haydar KİRECCİ, Merhum Kenan KAYNAK, Merhum İhsan DİNAR, Merhum Ömer DERE,   Merhum Ramazan DİŞ. Allah hayırlı ömürler versin, sağ olanlar da şunlardır: Zekeriya TANRIVERDİ, İsmail KURTUL, Ahmet UNCU, Mehmet SABANCI, Ashabil TANRIVERDİ, Ahmet Duran BALSUYU. Daha adını sayamadığımız niceleri var. Allah hayırlarını kabul etsin dava defterine isimlerini “ensar” olarak yazsın.

1970’li yıllarda okul Batıpark’ta iken, halkın teveccühü ile öğrencilerin çoğalması neticesinde, okul bahçesine ek derslikler yaptırıldı.

Bu arada dernek şimdiki “B Blok” binası inşaatına da başladı. Şimdiki kullanılan ana bina da lise olarak inşaatı devam ediyordu. 1979 da Lise binası inşaatı tamamlanınca, o zamanki okul müdürü Merhum Sait KIRMACI hoca ve bir çok insanın da gayret ve çabaları ile bizim eski binamız devletin yaptırdığı düz lise ile takas edildi. Aynı zamanda içerisinde yapımı devam eden söz konusu B Blok inşaatımız da tamamlandı. Böylece iki binaya ve çok büyük bir bahçeye (30 dönüm) kavuşmuş olduk.

Darbe Dönemlerinin Zor Zamanları

Bu Binalar yapılırken, zamanla ilgili olayların sürecine de bakmak gerekiyor.1980 ihtilal dönemidir. Okulun yapılmasında işin ekonomik boyutu kısıtlanır. İnşaatın devamı duyarlı halkın verebildiği küçük çaplı yardımlar, kurban derileri ve bir de yukarıda isimlerinden bahsettiğimiz dindar zenginlerimizin yaptıkları katkılara kalmıştır.

Bir ara inşaat yarıda kalmış, Kalay amcanın morali bozulur, bir kısım insanlar, ihtilal nedeniyle çevresinden uzaklaşırlar. Devletin ve üstelik bir de darbe yapmış ordunun İmam Hatiplere bakışı malumdur. Onlara göre bu okullar gerici ve irtica yuvasıdır. İstenilmeyen, ama halkı küstürmemek adına katlanılması gereken okullardır yani. Bu yüzden onun yanında olanların bir korku ve baskı sorunu vardır. Bir iş sahibine “defterlerini getir bakalım” denmesi, ekonomik idamdır o günlerde.

İşte böyle baskıların olduğu bir zamanda para yok. Üstelik beklediği kuruluşlardan, mesela Belediye ve DSİ gibi yerlerden gerekli ilgi, araç gereç yardımları da kesilir.

Fakat Hacı Kalay’ın inandığı bir davası vardır. Bir kutlu kervan yola çıkmıştır. Bu kervanda yarının Türkiye’sini asli kıblesine döndürerek yeniden inşa edecek ilim ve hizmet erbabı taşınmaktadır. Bu bizim için elmaslardan, yakutlardan daha kıymetli bir yüktür. Hedefe varmak için mutlaka yürümelidir. Fakat kabul etmek de gerekir ki zor zamanlardır.

Etrafına bakar Hacı Kalay, yardımcılar bekler, ama yeterince bulamaz. İş başa düşmüştür. Şimdiki eski sanayi civarındaki 13 dönümlük çok kıymetli arsasını satar. İhtiyaç anlarında hanımının kolundaki bilezikleri de satar. İşinin devamında yardımcı olan kamyonetini de bir ara satar ve inşaatın devamını sağlar.

Umulmadık Yardımlar

Bina biter ama iş bitmez. Hizmet ölünceye kadar da bitmeyecektir. Kalay amcayı kamçılayan olaylar da yok değildir. Bir gün İmam Hatip binasında çalışan işçilere acilen para ödenecektir, ama elde avuçta o an için para yok. Tabiri caizse kara kara düşünür Hacı Kalay. Bu fakir fukara işçilere de ücretlerini vermek gerekir. Kim bilir bu paraya ne kadar ihtiyaçları vardır. “Siz durun hele” denmez ki! Fakat para da yok işte. “Allah’ım ne yapacağız?” diye derin derin düşünüp durmaktadır Hacı Kalay…

Tam bu esnada yüzü peçeli, kara çarşaflı bir kadın gelir sessizce ve edeplice iş yerine. Kara çarşafına bin zalim ve zorba İslam ve tesettür düşmanı kafirin kurban olasıca o hanım, karşısına çıkan kişiyi, kılık kıyafetine bakarak işçi sanır ve:

– Burada Kalay diye biri varmış, onunla görüşmek istiyorum, der.

Kılık kıyafetinin işçilerden çok bir farkı olmayan bu adam meğerse iş yerinin patronu Kalay Amca’nın ta kendisidir. Hacı amca kadının para isteyeceği zannı ile:

– Köylü Kalay parçasından ne istiyorsun bacım? Söyle bakalım, o kişi benim, der.

Kadın bir kese çıkarır ve:

– Şunu al, işine devam et, Allah yardımcın olsun, bunun devamı da gelir, der ve sessizce oradan ayrılır. Ne kendini tanıtır, ne senet sepet ister. Geldiği gibi sessizce tekrar meçhule gider.

Hacı Kalay hem şaşkındır, hem sevinçlidir. Şükrederek açar keseyi. İçinde ihtiyacı karşılayacak ve hatırı sayılacak miktarda para vardır…

İlk Kız İmam Hatip

1988’li yıllara gelindiğinde, okulumuza kız öğrencilerin kaydı başlar. Kızların erkeklerle karma eğitimine razı olmayan duyarlı veliler ve dernek, yeni bir işe koyulurlar. Bir kısmını parayla, diğer bir kısmını da Belediye başkanı Ali SEZAL beyin katkıları ile, arsası 20,750M2 olan kız okulunun temeli atılır. Bu okul da çok kısa bir zamanda, yaklaşık bir buçuk yıl gibi bir sürede biterek eğitime başlar.

Artık darbe dönemi nispeten geçmiştir. Yardım toplamak kolaylaşmıştır. Ama bu sefer de başka zorluklar çıkmıştır. Bir iki örnek verelim.

Okul yapılacak olan bu arsa, şehrin güneyinde evlerin son bulduğu noktadadır. Burası hala patlıcan tarlasıdır veya ekilip biçilen yerlerdir.  Bu yüzden Kalay amca bazı kişiler tarafından tehdit edilir. Onlar buraya okul yapılmasını istememektedirler. Çünkü Belediye’ye ait olan bu arsaları “boş duracağına biz değerlendirelim” düşüncesiyle bu insanlar yıllardır ekip biçmekte veya bahçe yapıp sebzesini satmaktadırlar. Belediye de fakir fukara diye bunlara acıyarak müsamaha etmektedir. Fakat onlar cahillikleri yüzünden, bu zamana kadar gösterilen anlayışa teşekkür ederek tarlayı boşaltmak yerine arsayı sahiplenir, hatta işi daha da büyüterek tehditler savururlar. İşi o raddeye getirirler ki, bu arada içlerinden bir grup insan inşaatı basmaya gelirler. Hacı amca kaba gürültüye papuç bırakacak adam değildir. Korkusuzca arabasını bunların üzerine sürdürür. Adamların her biri bir tarafa kaçarak kurtulurlar. Sonra oturup o kişilerle de anlaşırlar.

Bir taraftan da birilerinden alınan çeşitli fetvalarla “kızlar için İmam hatip yapmanın caiz olmadığı, burada kız çocuklarının erkek öğretmenlerde okumasının haram olduğu, bu okullara yardım yapılmasının caiz olmadığı, bunun için çalışmanın sevap getirmeyeceği, vebal olacağı” gibi dedikodular vardır. Hele bir grup insan, iyi niyetli ve sevilen bir hocayı da alarak Hacı abiye gitmişler, aynı sebeplerle bu işten vazgeçmesini istemişlerdi. Ama Hacı amcayı ikna edememişlerdi.

Bu ve benzeri engellemeler derneğin hızını kesmez aksine daha da kamçılar.

Hizmetinin Semeresi Gördü

Bir gün Kalay amca bir iş gereği İskenderun/Belen’e gider, yanında üç beş arkadaşı daha vardır. Orada ikindi namazı kılmak için bir camiye uğrarlar. Namaz çıkışı imam efendi, misafirlere ilgi gösterir, izzet ve iltifatlar eder. En sonunda da der ki:

– Hacı amca bugün benim misafirim olun. İşte şurası lojmandır.  Sizlere ne arzu ederseniz yapar yediririz. Ben ve eşim sizlere hizmetten onur duyar, bahtiyar oluruz. Biz her emrinize amadeyiz.

Hacı amca sorar:

– Burada Kur’an Kursu var mı?

– Var şükür.

– Kaç çocuk okutuyorsun?

–  20 öğrencim var.

– Bize “emrinize amadeyim” diyorsun. Peki, her dediğimi yapar mısın?

– Evet.

– Cidden yapar mısın?

– Kesinlikle yaparım.

– Madem öyle, bize yapacağın ikramların en büyüğü, bu 20 öğrenci sayısını 25’e çıkarmandır. Buna söz ver, biz de, senin yapacağın en büyük iyilik ve ikram olarak  bunu kabul edelim.

– Hacı amca sana söz, bunu yapacağım. Elimden gelenin daha da fazlasını yapacağım. Hem, kurban olduğum Hacı amca ben sizi çok iyi tanıyorum? Çünkü ben İmam Hatibi Kahramanmaraş’ta yatılı olarak okudum. O zaman siz okula sık sık gelir, inşaat işlerini takip eder, hatta bazen biz öğrencilere nasihat eder, harçlıklarımızı verirdiniz. Sizin biz öğrencilerde çok hakkınız vardır.

Kim bilir kaç İmam Hatip mezunu vardır Hacı abinin hakkında böyle düşünen ve bir fırsat olsa da ona bir ikram edebilsem diye çırpınan? Hacı Kalay dünyanın hangi servetini harcasa bu sevgiyi kazanabilirdi acaba? Hacı Kalay dünyalara değişir miydi acaba bu sevinci ve kıvancı? Her şey Allah için yapılmıştır, ama hayırlı neticeyi görmek de az mutluluk değildir. Ve şimdi kim bilir kaç Fatiha’lar, Kaç Yasin’ler, kaç hatimler üveyikler gibi uçmaktadır onun kabrine doğru. Kim bilir, şimdi ve her zaman amel defterine, sebep olduğu için ne sevaplar işlenmektedir? Doğrusu gıpta etmemek elde değil…

Dilenci Sanmışlar

Maraş İmam Hatip, şimdi de olduğu gibi, yatılısı olan köklü bir maziye sahip bir okuldur. Çevre illerden çok sayıda öğrenci burada yatılı olarak okudular.

Kız İmam Hatip’in inşaatı devam ederken aynı zamanda ilk iki katında eğitim öğretim devam ediyordu. Yeni gelen öğrencilerden birkaç tanesi Kalay amca okula geldiğinde yanına varıp derler ki:

– Amca burada fakir öğrenciler okuyor.  Sana burada para veren olmaz. Sen en iyisi Ulu Cami önüne git. Belki orada daha fazla para verirler.

Meğer eli bastonlu yaşlı adamcağızı görünce bu kız öğrenciler dilenci zannetmiş ve acımışlar. Çocukları kırmayan Hacı amca onlara bir miktar harçlık verip sevindirmiş. Çok geçmemiş, öğrenciler gerçeği kısa zamanda öğrenmiş ve mahcup olmuşlar. Meğersem dilenci diye acıyıp iyiliği için Ulu Cami önünü tavsiye ettikleri o kişi, okulun banisi, sanki daimi sahibi imiş.

Her Fırsatı Değerlendirirdi

Okula çok katkıları olan merhum Ökkeş Uncu ağabeyin oğlu Mehmet bey, Hacı amcaya bir gün der ki:

– Hacı abi, merak ettiğim bir konu var; babamla herkes anlaşamaz. Maşallah siz babamla iyi anlaşıyorsunuz. Bunun sebebi ne ola ki?

Hacı amcada tahsil yok, ama pratik zekalı birisidir.

– Onun kolayı var, sen kız imam hatip inşaatına 300 torba çimento gönder, ben de babanla olan anlaşma sırrımı kahvemizi yudumlarken sana söyleyeyim, der.

Mehmet Uncu büyük bir sevinçle

– Hay hay Hacı ağabey, der.

Hemen telefonla muhasebecisini arar ve okul inşaatına çimento anında gider. Sıra işin sırrına gelmiştir, Kalay amca kesin ve net bir cümle söyler:

– Ben babanızın başındaki şapkasına karışmıyorum, o da benim başımdaki bereme karışmıyor, anlaşıp gidiyoruz. Hepsi bundan ibaret.

Hacı amcanın çok hatıraları olmakla beraber, hep şunu söyler, “İmam hatibe 10 lira yardım edin, ben size 20 liralık ikramda bulunayım. Maksadım, bu kurumları sahiplenin, oralar öksüz yetim kalmasın, sahipsiz zannedilmesin”.

İzzetli İnsan

Arkadaşlarının biri,

– Hacı abi okula fazla para harcadığın için, sermayen azalmış, işlerin durma noktasına gelmiş. Sana bir damberli kamyon alayım, onunla kum taşı, işyerinde briket taşı, bir de yeni sistem briket makinası alayım, parada istemiyorum, diye teklifte bulunur.

Hacı abi gözü gönlü tok olduğu için, bu teklifli:

– Bu güzel teklifine teşekkür ederim. Bir gün olur Allah işlerimizi yine düzeltir, diyerek münasip bir şekilde geri çevirmiştir.

Mütevekkil İnsan

Bu anılardan en hayret vericisi hac’da gerçekleşir. Hacı amca akrabaları ile 70’li yıllarda hacca giderler, Mekke Medine arasında bir trafik kazası olur. Yakınlarından ölü ve yaralı vardır, ama kendisinde bir şey yoktur. Bu münasebetle pasaport ve parasına polis el koyar. Hacı abi beş parasız kalır. İzzetli adamdır, parasız olduğunu çevresine hiç söylemez.

Aradan bir hafta geçmiştir, Aynı zamanda açtır. hastaneden verilen kinin isimli hapı yutar, üzerine zemzem içer. Zayıf düştüğü bir gün ellerini duaya açar ve “Yarabbi burası senin evindir. Senin evinde başkasından bir şey istemek olmaz. Sen durumu biliyorsun…” diye iltica ederek yalvarır Rabbine.

Biraz da zayıflamış olacak ki, Maraş’tan bir tanıdığı olan Yaşar Gölcü Efendi de hac’dadır. Hacı amcayı teselli için, “ölenlere Allah rahmet eylesin, çok üzülme” diye nasihat eder. Orada laf lafı açar ve Yaşar Efendi

– Dönüşte bizim bağa duvar yaptıracağım. 5 bin briketi senden alacağım, fiyatı kaç paradır?” diye sorar.  Hacı amca:

– Briketi burada alıp parasını peşin verirsen tanesi 300 kuruş, memlekette verirsen, tanesi 450 kuruş, der.

Hacı amcaya moral olsun ve hem de fiyat caziptir diye Yaşar Efendi kabul eder, pazarlık olur biter, peşin para da o kutsal yerde alınır. Bu olayı ondan birkaç kez duymuştum. Burada onun esprisiyi anlaması ve canlı olarak onu başkalarına anlatması önemlidir. Derdi ki:

“Allah dururken, açlığınızdan ölseniz dahi, kuldan bir şey istemeyin. Allah dilerse, Kabe’de bana briket sattırdığı gibi, sizi aç bırakmaz. Tevekkül sahibi olmak gerekir”.

Evet, bize böyle diyerek öğüt verirdi.

Cesur İnsan

1990 da bir gurup bakanlık müfettişleri okulları denetleme amaçlı şehrimize gelirler, Bu arada okulumuzda teftiş edilir, kız İmam Hatibin bina ana giriş kapısındaki besmelenin oradan kaldırılmasını isterler.

Bu durum Kalay amcaya iletilir, O, “besmelenin oradan kalkmaması gerektiğini, gerekirse her türlü çareye başvurulmasını” söyler. Hatta bunun üstüne  bu defa da bir ayeti ahşap oyma olarak acilen yazdırıp, okul içindeki duvara monta ettirir.

Bu sefer teftişe gelenler hepten şaşırırlar, Kalay amca şöyle söyler:

– BESMELESİZ İMAM HATİP OLMAZ ,Gücü yeten erkekse gelsin kaldırsın da görelim, der.

Ve o besmele ve ayet-i kerime o gün bu gün hala yerlerinde durmaktadır.

Şükür Gözyaşları

Sene 1990’da Kız İmam Hatip Lise binası eğitime başladı. 3000 civarında öğrenci okuyor. Ama kısa zamanda okul yetersiz gelmeye başladı. Aynı durum erkek bölümde de var. Hacı amcanın öncülüğünde okul derneği tarafında kız bölümüne ikinci bir bina ve erkek bölümüne de yurt için temeller atıldı. Bu iki bina kısa zamanda bitirildi ve hizmete açıldı. Bu binalar öyle bir iki katlı küçük binalar değil, kız bölümünün her iki binası da her biri 1000m2 üzerine 5 er katlı 28 derslik ve çeşitli müştemilattan oluşmaktadır.

Hacı amca sözünün geçtiği insanlara hep öğrenci yurdu yaptırmalarını, bu gençliğe sahip çıkılması gerektiğini, bizler sahip olmaz isek, başkalarının gençliği olumsuz yönde etkileyebileceklerini, bunun büyük bir vebal olduğunu, devamlı telkin eder. 80 küsür yaşına rağmen, sağlığı elverdiğince hizmete devam eder.

2012 Yılında temeli atılan kız yurdu binası için şöyle dua etti: “Allah’ım, bu yurdu görmeden canımı alma. Onun da hizmete açıldığını bana hayırlısı ile göster”.

Çok şükür hizmete açıldı. Hacı amcaya yurdu gezdirdik. Çok ama çok mutlu olup sevinç gözyaşları döktü.

Ve Rabbe Dönme Vakti

Allah’tan kendilerine sağlıklı, hayırlı uzun ömürler diler ve daha nice hizmetlerde birlikte olmak için dua ederken,  hakkında ezelden tayin edilen ecel vakti gelmiş çatmıştır.  “Küllü nefsin zaigatül mevt” hahikatı onun için de tecelli etti. “İrciû” emrine “raziyetenmarziyyeh” diyerek icabet etti.

Duamız

O kıymetli büyüğümüzü şimdilik kaybettik. Tekrar buluşuncaya kadar onu çok özleyeceğiz. Allah hizmetlerini kabul etsin. Mekanı cennet olsun. Yâd-ı cemili dünya durdukça bu şehrin okullarında hep devam etsin. Bu “kıymet bilme ve takdir etme” güzel hasletinin tecellisi de hayır işlemek isteyen bütün  fedakar insanlara bir ibret olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir