MUHTAR ALİ ONARAN YAŞASAYDI ÇAĞLAYANCERİT PARİS’Tİ

Yüz yılda bir gelir denilen insanlardan sadece birisi, Muhtar Ali Onaran. Çağlayancerit’te doğmuş, Çağlayancerit’te yaşamış, Çağlayancerit’in sorunlarını iyi algılamış, kendisini Çağlayancerit’e adamış, Çağlayancerit sevdalısı birisi Ali Onaran.

İleri görüşlü, çalışkan, yaptığı hizmetlerle kısa zamanda halkın gönlünde taht kurmayı başardı. 1922’de Çağlayancerit’te doğup 25 Şubat 2005’te Kahramanmaraş’ta vefat etti.

Ali Onaran kimdir? Nasıl biridir? Neler yaptı da bu kadar sevildi? Önce kızı Ayşe Onaran’dan başlayalım.

Ayşe Onaran Anlatıyor:

O zamanlar Çağlayancerit köy idi. Babam da köyün muhtarı. Önceleri Çağlayancerit’in yolu yoktu. Söğütlü Durağına kadar vardı. Oradan bu tarafa yol yoktu. Önce Bozlar Kasabası’na geldi.  Bozlardan sonra yolun Çağlayancerit’e gelmesi için makine gücü lazımdı. Babam bir dozer bir greyder bir de kompresör makinası getirdi. Dinamit yeri açmak için kayalara delik açarlardı kompresör makinası ile. Önceden makine gücü yoktu. Kısık Mevkiinde açılacak yolun toprak kısmını greyder yapardı. Kayalara gücü yetmezdi. Kayaları köylüler dinamitle, kazmalarla parçalarlardı. İmkânlar şimdiki gibi değildi. Babam, imece usulü köylüleri yevmiyeye düzdü. Bir tellal çağırttılar. İmece derler, köy parası vardı. Kazmaya küreğe gücü yeten gider orada üç gün boyunca orda çalışırdı. O zamanlar millette yiyecekte yoktu. Babam evlerden un toplardı. Ufak ufak somun ekmeği çıkartırlardı. O somunu yerlerdi orada çalışırlardı. Çıkartılan somunlarda mayalanma olmazdı. Çuvallara koyup eşeklerle taşırlardı. Engizek yuvasından gelip çalışırlardı. Aksu, Akdere, Küçükcerit’ten çalışanlar vardı. Çağlayancerit’ten gidip çalışanlar olurdu. Hayrına çalışanlar da çok oldu. O zamanlar yolsuzluk insanların belini büküyordu. Şartlar çok kötüydü. Rahmetli babamın en büyük hayali Çağlayancerit’in bir yola kavuşmasıydı. Çok çalıştı, gayret etti, o hayalini gerçekleştirdi. Topraklı yeri dozer ile greyder açardı; kayalık yeri de insanlar açardı. Dinamit ile patlatır açarlardı. Babam oraya çadır kurardı. Orada çadır kurdu babam. Kolay kolay köye gelmezdi. Aç susuz, o yolu öyle Çağlayancerit’e getirdi. Pınarbaşı derler, tarihi bir yer. İlk olarak oraya bir cip gelmiş. Oradan bir bayan üç burma kuru ot doğramış getirmiş; arabanın önüne koymuş. Nene o yemez, yemez demişler. O da; “oğlum yer, yer de yorulmuş ya onun için yemiyor, baksana hır hırlıyor, çok yorulmuş bu” demiş. Kadın ömründe ilk defa görmüş arabayı, hiç bilmezmiş. Hem nerden bilsin ki yol olmadığı için hiç araba gelmezmiş. Yoldan sonra babam mezarlığın duvarını yaptırdı. Taştan, küçük bir tas yaptırdı. Herkes beş on kuruş yardım etti. Mezarlığın duvarını onunla tamamladı babam. Ondan sonra dağ ormanını dile getirdi onu yaptılar milletvekilinin gücü ile. Yeşil alan yaptırdı. Kazzıklı yolunu yaptırdı. Bir ara köyde eşkıya var dediler. Babam, bir tabur asker getirtti. Bayağı onunla da uğraştı. Sağlık Ocağını da babam yaptırmıştı.

Babam biraz sinirliydi, çalışkandı. Hayır işlerini severdi. Korkusuzdu. Kimse karşısında duramazdı. Sözünü dinletirdi. Zamanını genellikle dışarda geçirirdi. Ankara’da, İstanbul’da, Kahramanmaraş’ta; nerede bir iş varsa orada olurdu mutlaka. Herkes saygı duyardı. 12 sene muhtarlık yaptı. Şimdiki bu şartlar altında babam belediye başkanı olsaydı Çağlayancerit çoktan Paris olmuştu.

Serdar Yakar ile son Röportajı:

“Kahramanmaraş’ta Ceridoğulları” kitabını hazırlarken kendisi ile yaptığımız görüşmede Çağlayancerit’te yapılan ilkokul binaları, eğitim ve öğretim hakkında şu bilgileri verdi.

“Bir gün gençlerin askerlik muayeneleri için şubeye gitmiştim. Şube başkanı:

“Muhtar bu gençler neden okuma yazma bilmiyorlar? Sizin köyde okul yok mu?” dedi. Ben, hayır maalesef okulumuz yok; çocukların gittikleri okul da çok uzakta, dedim. Şube başkanı beni oturtturdu ve soru sormaya başladı:

“Madem okul uzakta, gidemiyorlar; muhtar, muhtar, öyleyse okulu ayaklarına getir!” dedi. O gün şube başkanının yanında çok mahcup oldum. Cerid’e gelinceye kadar okulu çocukların ayağına getirmek için çare aradım. Cerid’e vardığımda aradığım çareyi buldum. Kendi kendime tamam, dedim. O gün geceyi zor geçirdim, sabah olur olmaz soluğu Maraş’ta aldım. Dosdoğru Vali Bey’in yanına vardım, O’na; Sayın Valim, köye bir okul yaptırırsam hemen bir öğretmen verir misin, dedim. Vali Bey:

“Hayırdır inşaallah muhtar, bu okul işi nereden çıktı? Daha dün görüşmüştük, okul mokul dememiştin, gece düşünde mi gördün yoksa?” dedi.

Ben şube başkanının söylediklerini aynen anlattım, gece de bu yüzden uykusuz kaldığımı söyledim. Bunun üzerine Vali Bey:

“Muhtar sen yeter ki yaptır; muhtar sen yeter ki inşaata başla, ayağa kaldır; inşaat sırasında öğretmenini de başka şeyler de gönderirim, haydi git kolay gelsin” dedi.

Köye vardım, Akdere’den ileri gelen birkaç kişiyi çağırdım, kafamdakileri anlattım. Şube başkanının da, Valinin de söylediklerini bir bir söyledim. Sağ olsunlar hepsi de yardım sözü verdiler. Nihayet mahalleden on – on beş kişi amele olarak çalıştı; taşını etraftan toplattım, ağacını da getirttirdim. Kısa zamanda inşaatın sonuna gelmiştim, herhalde çatıya başlıyorduk, gencecik biri yanımıza kadar geldi, selâm verdi. Benden muhtarı sordu, inşaat halinde olan okulun nerede olduğunu sordu. Ben de, muhtar benim, aradığın okul da burası; peki sen kimsin, dedim. Yakışıklı genç:

“Beni buraya gönderdiler; Maraşlıyım, adım da Mehmet Onur…”  dedi.

Sevinmiştim, öğretmene; helâl olsun, Vali Bey sözünde durdu, seni buraya gönderdi, dedim. Hoşbeşten sonra, bir sofra hazırlattım, öğle yemeğinden sonra, Mehmet Onur öğretmen ellerini sıvadı, işe koyuldu. Ne erindi, ne üşendi, ne de işin sonuna kadar öf dedi. Çatıyı bitirdiğimizde içinin, dışının sıvası da bitmişti. Hani söz almıştım ya, Maraş’tan epey sıra da getirttirdim.

Mehmet Onur’dan sonra Sertip Çallı adında bir öğretmen daha geldi. Öğrendiğime göre Sertip Varto’dan gelmişti. Kısa bir müddet sonra Mızrap adında Andırınlı biri daha geldi.

Böylece birinci okulu Akdere mahallesine yapmıştık. Öbür mahalleler Akdere’yi kıskanmaya başlamıştı. Bir iki okul yaptırmak ve maarifi genişletmek için biraz da bu kıskançlığı ben düzenlemiştim. Meselâ “Akdere Mahallesine yapıldı da neden Engizek veya Ali Hocalar Mahallesine okul yapılmasın!” denmeye başlandı. Hani iyi de oldu. Bundan sonra ikinci olarak Engizek Mahallesine, üçüncü olarak Ali Hocalar Mahallesine ve dördüncü olarak da Aksu Mahallesine okul yapılmasına vesile oldum. Birinci okulun mevcudu 63-64 idi. 1973 senesinde öğrenci adedi 500 vardı; öğretmen adedi de 10 idi. Vali Karaduman zamanında, ortaokulumuz ondan çok destek gördü. Bir halı kursu, bir Kur’an kursu ve bir de ortaokul yapılmış oldu” diyerek geçmişi anlatan Ali Onaran, bir de nasihatte bulundu; “Ceridliler’in eğitim öğretimden gayrı şansları yoktur. Gençlerimiz mevcut imkânları iyi değerlendirmek durumundadırlar” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir