1 MİLYON 112 BİN KADINI İŞ GÜCÜNDEN UZAKLAŞTIRILDI!

Türkiye’nin yalnızca en büyük KOBİ yapılanmasına sahip iş dünyası örgütü, aynı zamanda üyesi olan 35 kadın derneği ile en büyük örgütlü kadın gücü de olan Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) bu yılsonunda üçüncüsü yayımlanacak İş Dünyasında Kadın Raporu’nun ikinci faz sonuçlarını açıkladı.

Rapora göre eşinin çalışmasını istemeyenlerin sayısı 2015 yılında 2007 yılına göre yüzde 50 oranında azalmasına rağmen, kadınlar çocuk ve yaşlı bakımı nedeniyle çalışma hayatının başında ya da ortasında çalışma hayatından ayrılmak zorunda kalıyor.

Rapor sonuçlarını basınla paylaşan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu, kadının güçlenmesi durumunda toplumun güçleneceğini ifade ederek; “Kadınların sadece iş hayatına katılımı değil, iş hayatındaki kadınların da bakım sorumlulukları nedeniyle çalışmaktan vazgeçmeyecekleri bir sistemi oluşturmamız gerekiyor. Çocuk ve yaşlı bakımı kadınların çalışmasının önündeki en büyük engel. 2015 yılına kadar olan 5 yıllık dönemde yaklaşık 1 milyon kadın çocuk bakımı, yaklaşık 112 bin kadın ise yaşlı bakımı nedeniyle iş hayatını bırakmış” dedi. Kadınların işgücüne katılımını artırırken, sosyal bir devletin sağlaması gereken temel ihtiyaçlar nedeniyle çalışma hayatından uzaklaşmalarının kabul edilebilir bir durum olmadığını belirten Kadooğlu, “Kreş konusunda atılacak adımlar önemli ama bakım sigortası sisteminin çok hızlı bir şekilde kurulması halinde ilk etapta söz konusu hizmetlerde çalışacak 500 bin kadın için ilave istihdam sağlanabileceği gibi, iş gücü piyasasından kaçan yaklaşık 1 milyon 112 bin kadını da geri getirebiliriz” ifadelerine yer verdi.

Prof. Dr. Oğuz Karadeniz ve Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz tarafından hazırlanan 3. İş Dünyasında Kadın Raporu’nun çıktıları yılsonuna kadar TÜRKONFED tarafından toplam dört fazda kamuoyuyla paylaşılmaya devam edecek. Raporun her fazında Türkiye’de kadınların iş hayatına katılımından sosyal hayattaki etkinliğine kadar farklı konularda kaydettiği aşamalar ve gelişmeler değerlendirilirken, 35 kadın derneğinin cinsiyet eşitliği temelinde politika önerileri de iletilecek. Türk Sosyal Güvenlik Sistemi’ni, kadının çalışma hayatına girmesi ve sosyal güvenceye erişimi açısından ele alan ikinci faz raporu; sosyal yardımların kadın istihdamı üzerindeki etkisini de inceleyerek, kadın istihdamını artırmaya yönelik sunduğu öneriler ile dikkat çekiyor.

Kadınların iş hayatına katılımlarını artırmak için TÜRKONFED İDK Komisyonu’nun Türkiye’nin her bölgesinde 35 kadın derneği ile çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu, “Kadın güçlenirse, toplum gelişir ve güçlenir. Kadınların sadece iş hayatına katılımı değil, iş hayatındaki kadınların da bakım sorumlulukları nedeniyle çalışmaktan vazgeçmeyecekleri bir sistemi oluşturmamız gerekiyor. Çocuk ve yaşlı bakımı kadınların çalışmasının önündeki en büyük engel. 2015 yılına kadar olan 5 yıllık dönemde yaklaşık 1 milyon kadın çocuk bakımı, yaklaşık 112 bin kadın ise yaşlı bakımı nedeniyle iş hayatını bırakmış. Kadınların işgücüne katılımını artırırken, sosyal bir devletin sağlaması gereken temel ihtiyaçlar nedeniyle çalışma hayatından uzaklaşmaları kabul edilebilir bir durum değildir” değerlendirmelerinde bulundu.

Türkiye’de çocuk bakımının ağırlıklı olarak kadınlar tarafından sağlandığına dikkat çeken Kadooğlu, bu durumun annenin daha kariyerinin başında çalışma hayatından uzaklaşmak zorunda kalmasına neden olduğunu belirtti. Kurumsal bakım hizmetlerine olan talebin artmasına rağmen kreş sayısının yetersizliği, kreş ücretlerinin yüksekliği ve hizmet kalitesine olan güvensizliğin de çocuk bakımında annelere ek sorumluluklar yüklediğini hatırlatan Kadooğlu, bunun yanında yaşlı ya da engelli bakımı ile ilgilenen kadınların da çalışma hayatının ortasında işgücünden uzaklaştığını vurguladı. Bu durumun düzeltilmesi için de çocuk bakım-kreş fonu ve bakım sigortası yoluyla çocuk, engelli ve yaşlı bakım hizmetlerini finanse eden sosyal güvenlik sistemlerinin etkin bir şekilde kullanılması gerektiğini bildiren Kadooğlu, bu sistemin kadının işgücü piyasasına girişini kolaylaştırdığı gibi istihdam artışı sağlayarak işsizliğin azaltılmasına katkıda bulunacağının altını çizdi.

Kadının doğum sonrası çalışmasını teşvik eden doğum borçlanması, sosyal sigorta prim ve istihdam teşviklerinin de kadın istihdamını artırmada önemli bir rol üstlendiğini belirten TÜRKONFED İDK Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık; “KOSGEB 2000 yılından beri nitelikli eleman çalıştıran KOBİ’lere çeşitli oranlarda teşvikler veriyor. Buna rağmen maalesef sigorta prim teşviklerinden 1,5 milyon KOBİ içerisinde yalnızca 14 bin KOBİ’nin yararlandığını görüyoruz. Bu da bize işverenlerin bu konuda yeterince bilgi sahibi olmadıklarını gösteriyor. Diğer yandan, genç kadın işçi çalıştıran firmalarda bu işçilerin 54 aya kadar olan primleri devlet tarafından karşılanıyor. Yeni işyeri açan girişimci kadınlar için de primlerin belirli bir kısmının, yine işsizlik fonundan veya devlet tarafından karşılanabileceğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu. Gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yılda sadece yüzde 1’lik kısmının yaşlı ve engelli bakımı için bir fona ayrılması halinde, engelli ve yaşlı bakımı ile rehabilitasyonu alanlarında istihdam artışı sağlanabileceğini de ifade eden Açık, şöyle devam etti: “Söz konusu fonun kaynağı için, Genel Sağlık Sigortası primlerinin bir bölümü ile genel bütçeden fona sağlanacak katkılardan yararlanılabilir. Diğer yandan 2007 yılında yayımladığımız raporumuzda literatüre taşıdığımız doğum borçlanmasında, SGK şu anda ilk defa sigorta olunan tarihten sonraki doğumların borçlanmasını esas alıyor. Bu noktada ilk çocuğun borçlanmasının sağlanmasının, hatta ilk çocukların primlerinin devlet tarafından ödenmesinin, kadının iş gücü piyasasına girmesini kolaylaştıracağını düşünüyoruz.”

AİLE VE ÇOCUĞA DAHA FAZLA KAYNAK AYRILMALI

TÜRKONFED 3. İş Dünyasında Kadın Raporu II. Faz sonuçları, ortaya koyduğu önemli tespitler yanında şu önerileriyle de dikkat çekiyor: “2017 yılı Mart ayı itibarıyla, yoksul hanelerde bakıma muhtaç yaşlı ya da engelliye bakan 485 bin kişiye bakım ödeneği verilmesine rağmen, bu kişiler profesyonel bakıcı olmadığı için sosyal güvenceleri bulunmuyor. Nitelikli bakım elemanı ihtiyacı çok yüksek olan Türkiye’de, bakım sigortasının kurulması ve etkin bir şekilde uygulanması halinde, kısa dönemde söz konusu hizmetlerde çalışacak ilave 500 bin kadın, uzun dönemde ise yaşlanan nüfus ile birlikte 1 milyon kadın için ilave istihdam sağlanabilir. İşgücü piyasasından uzaklaşan kadınlar da geri dönebilir. Evlilik ve eşinin isteği ile işten ayrılanların sayısı 2007-2015 yılları arasında yarı yarıya azalmaktadır. 2007 yılında 1 milyon 200 binin kadın eşinin isteği üzerine işten ayrılırken, bu rakamın 2015 yılında 588 bine düştüğü görülüyor. Yeni evlenen çiftlerde, erkeklerde eşlerinin çalışmasına olumlu bakanların sayısında artış gözleniyor. Kadınların yüzde 45,6’sı bin TL’nin altında aylık alırken, bu oranın erkeklerde yüzde 31’e düştüğü görülüyor. Kadınlar arasındaki ücret farklılaşması erkeklere göre daha adaletsiz bir yapı gösteriyor. Çocuk yoksulluğunun yetişkin yoksulluğundan, kadın yoksulluğun ise erkek yoksulluğundan yüksek olduğu Türkiye’de; kadın, erkeğe göre 1 puan daha yoksul ve aradaki ücret farkı çok daha yüksek seviyede. Çalışan kadınların toplamda yüzde 7,2’si yarı zamanlı çalışırken, bu oran en düşük gelir grubu olan 830 TL ve altındaki grupta yüzde 15,9’a kadar çıkıyor. Ek iş arayan kadınların yüzde 40’ının yine en düşük aylık gelir elde eden gruptan olması dikkat çekerken, kadınların iş aramama nedeninin belirgin bir şekilde ev işleri ve bakım yükümlülükleri olduğu ifade ediliyor. Avrupa Birliği (AB) ülkelerine göre Türkiye, emeklilik ve yaşlılık harcamalarına daha fazla kaynak ayırıyor. Yüzde 8 yaşlı nüfus oranı ile AB (Yüzde 19,2) ortalamasının çok altında olan Türkiye’de yaşlılık harcamalarına ayrılan pay yüzde 48 ile 28 AB üyesi ülkenin de üzerinde bulunuyor. Dul ve yetim aylıklarına ayrılan pay ise AB ortalamasının neredeyse iki katına ulaşıyor. Kadınların işgücüne katılımını kolaylaştıracak çocuk, yaşlı ve engelli bakım hizmetlerine yönelik sosyal güvenlik harcamalarına ise Türkiye’nin daha az kaynak ayırdığı görülüyor. Aile ve çocuk harcamalarında ise söz konusu payın AB ortalaması yüzde 8,55 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 3,12’ye düşüyor. Bu tablo ile genç nüfusa sahip bir ülke olan Türkiye’nin, aileye ve çocuğa yönelik sosyal güvenlik mekanizmalarını daha etkin kullanması gerektiğinin altı çiziliyor.

İŞTE O RAPORDAN SATIR BAŞLARI:

Sosyal güvenlik sistemi hem bireyleri hayatın getirdiği gelir azaltan gider arttıran sosyal risklere karşı koruyan sistemler bütünüdür. Emeklilik yönüyle AB üyesi ülkeler ile karşılaştırıldığında sosyal güvenlik sistemi cömerttir. Oysa kadınların işgücüne katılımını kolaylaştıracak çocuk, engelli bakım hizmetleri kurumsal değildir ve söz konusu hizmetlere dönük sosyal güvenlik harcamasının toplam sosyal  güvenlik harcamaları içindeki miktarı oldukça düşüktür. Türkiye’de yaşlı nüfus oranı (yüzde 8) AB’nin çok altında (yüzde 19,2) iken; Türkiye’de yaşlılık harcamalarına ayrılan pay (yüzde 48) AB (28) ülkenin üzerindedir. Yine dul ve yetim aylıklarına ayrılan pay ise AB ortalamasının neredeyse iki katıdır. Aile ve çocuk harcamalarında ise söz konusu pay AB’de yüzde 8,55 iken Türkiye’de yüzde 3,12’ye düşmektedir. Türkiye’de çocuk bakımı ağırlıklı olarak çocuğun annesi tarafından sağlanmakta ve anne çalışma hayatından uzaklaşmaktadır. Kurumsal bakım hizmetlerine talep artmakla birlikte kurumsal bakım veren kreş sayısı yetersizdir. 2015 yılı itibariyle 1 milyon civarında kadın çocuk bakımı ile uğraştığı için işgücüne katılamadığını ifade etmektedir. 2015 yılı itibariyle yaklaşık işgücüne katılmayan 260 bin kadın bu tür bakım hizmetleri çok pahalı olduğu için çocuğuna kendisinin baktığını ifade etmektedir. Yaklaşık 900 bin kadın ise çocuğa kendilerinin bakımını kişisel tercih olarak belirtmektedir. Kreş hizmetlerinin ücretlerinin yüksekliğinin ve kreş hizmetlerinin kalitesine güvenmemenin kadını işgücü piyasasından uzaklaştırdığı söylenebilir. Evlilik ve eşinin isteği ile işten ayrılanların sayısı 2007-2015 yılları arasında yarı yarıya azalmıştır. Söz konusu durum yeni evlenen çiftlerde eşlerin kadının çalışmasına olumlu bakanların sayısının arttığını gösterebilir. En son işten ayrılma nedenini ailedeki çocuğa ya da yaşlıya bakım olarak belirten kadınların sayısı 2007’de yaklaşık 340 bin iken söz konusu sayı 2015’de 476 bine yükselmiştir. 2015 yılında çocuk ve bakım sorumlulukları dolayısıyla çalışma hayatından çekilen kadınların yaklaşık 120 bini 2014 yılında işten ayılmıştır. Yaklaşık her yıl 120 bin kadının çocuk ya da yaşlı bakımı nedeniyle mevcut işlerinden ayrıldığı söylenebilir. Bakım sorumlukları nedeniyle işten ayrılan kadınların yarısından fazlası iki yıldan fazla bir süredir işgücünde değildir. Yaşlı ve engelli bakımı ile ilgili kurumsal bakım hizmetti veren kamu ve özel tesisi sayısı yetersizdir. Resmi rehabilitasyon ve bakım merkezi sayısı 231, kapasitesi ise 7 bin 535’dir. Özel bakım ve rehabilitasyon merkezi sayısı ise 166’dır ve kapasitesi 14 bin 979’dur (EYHGM, 2017). SGK istatistiklerine göre (2016) yatılı bakım faaliyetlerinde, 26 bin 996 kişi sigortalı olarak çalışmaktadır. Yaşlı ve engellinin bakımı evde geleneksel refah rejimi içinde genellikle kadınlar tarafından yapılmaktadır. Kadın çocuk bakımında kariyerinin başında çalışma hayatından çekilirken, yaşlı ya da engelli bakımı nedeni ile bu sefer çalışma hayatının ortasından sonra çalışmaktan vazgeçebilmektedir. Mevcut sistem içinde bakım hizmetleri, yaşlıya ya da engelliye bakan kadın tarafından sağlanmaktadır. 2006 yılından yoksul hanelerde bakıma muhtaç yaşlı ya da engelliye bakan kişiye bakım ücreti verilmektedir (2017 yılı için 997 TL). 2017 yılı Mart ayı itibariyle 485 bin kişiye bakım ödeneği ödenmiştir (EYHGM, 2017.11). Bununla beraber, söz konusu kişiler profesyonel bakıcı değildir. Sosyal güvenceleri bulunmamaktadır. Bakım sigortası kurulana kadar, bakım ücreti alan kadınların düşük sosyal sigorta primi ödeyerek emekli olmalarına imkân sağlanabilir. Aynı çocuk bakımında olduğu gibi, yaşlı bakım ile ilgili bakım sigortasının kurulması, alanda nitelikli bakım elemanlarının da yetiştirilmesi ile birlikte önemli ölçüde istihdam artışı sağlayabilir. Türkiye’de 2015 yılı itibariyle yaklaşık 3 milyon 272 bin bakıma muhtaç kişi olduğu tahmin edilmektedir. Bunların yaklaşık 1 milyon 927 bini kadınlar oluşturmaktadır. Engelli ve bakıma muhtaç kişiler arasında  yoksulluk oranı yüzde 28,4’e ulaşmaktadır. Kurumsal bakım sağlanması ve 1 milyon 500 bin kişinin kurumsal bakım alması halinde, mevcut mevzuat hükümleri dikkate alınarak yaklaşık 500 bin kişiye ilave istihdam sağlanabilir. Yılda sadece GSYİH’nın yüzde 1’ini yaşlı ve engelli bakımı için bir fona ayrılması halinde, engelli-yaşlı bakımı ve rehabilitasyonu alanında istihdam artabilir. Söz konusu fonun kaynağı, Genel Sağlık Sigortası Primlerinin bir bölümü ile genel bütçeden fona sağlanacak katkılar olabilir. Kreş ve anaokullarına 2017 yılından geçerli olmak üzere özel okullara tanınan 5 yıllık vergi muafiyeti sağlanmıştır. Arz yönlü maliyet azalmasına katkı sağlayabilecek söz konusu düzenleme olumludur. Bununla birlikte kreş fiyatları halen çok yüksektir ve talep yönlü desteklere (kreş çeki, vergi indirimi vb.) desteklere ihtiyaç bulunmaktadır. Son yıllarda belediyelerin kreş hizmetlerini yaygınlaştırmalarına dönük çalışmaları bulunmaktadır. Söz konusu çalışmalar olumludur. Bununla beraber çocuk bakımı ile ilgili sağlanan hizmetlerle ilgili standart ve bütünleşik bir politikaya ihtiyaç bulunmaktadır. Kurumsal çocuk bakım hizmetlerinin finansmanı, kurumsal yapılanması, sunulan hizmetler tek bir elden koordine edilmeli ve denetlenmelidir. Doğum borçlanmasının kadın istihdamını teşvik edebilmesi için aynı erkeklerde olduğu gibi 2008 sonrası işe giren kadın sigortalılar için doğum sonrasında çalışmak kaydı ile doğum borçlanması yapılan süre kadar sigortalılık başlangıcının geriye gitmesinin sağlanması, kadınların istihdamını teşvik edebilir. Hatta doğum yaptığı ana kadar hiç çalışmamış kadınlarda ilk çocuk için daha sonra sigortalı çalışmak kaydı ile doğum borçlanması primlerinin devlet tarafından ödenebilir. Belirtilen durum kadınların istihdamını kolaylaştırabilir. Primlerini düzenli ödeyen kendi hesabına ve işveren olarak çalışanlara dönük 5 puanlık prim indirimi olumludur. Ancak son 6 aydır işsiz kadınların istihdamı halinde sosyal sigorta primlerinin 54 aya kadar devlet tarafından ödenmesinde olduğu gibi, özellikle esnaf ve sanatkâr kadınlar için ilk defa iş kuran kadının primlerini düzenli ödemesi kaydı ile primlerinin bir kısmı Hazine tarafından karşılanabilir. Söz konusu durum, kadın girişimciliğini desteklemek adına da önemlidir. Kadınların ortalama gelir seviyesi erkeklerden daha düşüktür. Ortalama ücret seviyesinin düşüklüğü yanında kadınlar arasında ücret farklılaşması erkeklere göre daha adaletsiz bir yapı göstermekte ve bu gelişim devam etmektedir. Çalışan kadınların toplamda yüzde 7,2’si yarı zamanlı çalışmaktadır. Bu oran en düşük gelir grubunda yüzde 15,9’a kadar çıkmaktadır. Çalışan kadınların yaklaşık yüzde 1’i ek iş baktıklarını söylemişlerdir. Özellikle düşük gelir gruplarında bu oran yükselmektedir. Ek iş arayan kadınların yüzde 40’ı en düşük aylık gelir elde eden gruptandır. Kadınların iş aramama nedeni belirgin bir şekilde ev işlerinden kaynaklanan yükümlülükler ile bakım yükümlülükleridir. Türkiye’de çocuk ve kadın yoksulluğu erkek yoksulluğunun üzerindedir. Yetişkin yoksulluğu 2014 yılında yüzde 22,4 seviyesindeyken, bu oran çocuk yoksulluğunda ortalama yüzde 32,5’e çıkmaktadır. Cinsiyete göre ise yetişkin ve çocuklarda kadın yoksulluğu erkeklere göre 1 puanın biraz üzerinde daha yüksektir. Kadınların ağırlıklı olarak çalışmıyor olması bu farklılığın temel sebebidir. Ücret seviyesindeki yetersizlik aynı zamanda kadının içinde yaşadığı hanenin harcama ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır. İşgücü verimi açısından da önemli olan bu hususun hanenin yaşam kalitesini doğrudan etkileyecek sosyal yardım ve destek programlarıyla iyileştirileceği düşünülmektedir. Bu çerçevede, sosyal yardımlarda genel bir kural ve yaklaşım olarak sigortalı olarak çalışıyor olmanın getirdiği engelin yumuşatılması gerektiği düşünülmektedir.

Çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerine yönelik olarak modeli orta ve uzun vadede sorunun çözümünde yapısal bir iyileşme sağlayacaktır. Bu şekilde çocuk, yaşlı engelli gibi yetişkinlere yönelik giderlerin hane içindeki mali baskısı azaltılmış olacaktır. Bu yapının sosyal güvelik sistemi ile ilişkilendirilmesi bu yardımların istihdamı destekleyici niteliğini güçlendirmiş olacaktır. Yarı zamanlı çalışma nedenleri sorulduğunda, özellikle en düşük aylık gelire sahip olan yarı zamanlı çalışan kadınların yüzde 30’a yakını eğitime devam etmesini ikinci ana gerekçe olarak öne çıkarmıştır. Bu kapsamda eğitime devam eden kadınlara yönelik, eğitim kredisi, eğitim materyal desteği gibi başlıklarda sosyal destekler yapılmalıdır. Merkezi ve yerel kurumlar (belediyeler) arasında koordinasyon ve işbirliği kültürü sosyal yardım ve desteklerin uygulanmasına yönelik geliştirilmelidir. Bu şekilde fonksiyonel bir işbirliği ile yardımların aile, eğitim ve istihdam odaklı bir yönde yeni programlarla güçlendirilmesi ve yerel dinamikleri de dikkate alacak şekilde tasarlanması kaynak kullanımında etkinlikle beraber ekonomik büyümeye de önemli bir katkı sağlayacaktır. Çocuk yoksulluğu ile yetişkin yoksulluğu arasında belirgin bir farklılık görülmektedir. Bu farklılık Türkiye’de kadın politikalarıyla birlikte çocuğa yönelik kamu politikalarının da gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Sosyal güvenlik sistemi hem bireyleri hayatın getirdiği gelir azaltan gider arttıran sosyal risklere karşı koruyan sistemler bütünüdür. Emeklilik yönüyle AB üyesi ülkeler ile karşılaştırıldığında sosyal güvenlik sistemi cömerttir. Oysa kadınların işgücüne katılımını kolaylaştıracak çocuk, engelli bakım hizmetleri kurumsal değildir ve söz konusu hizmetlere dönük sosyal güvenlik harcamasının toplam sosyal güvenlik harcamaları içindeki miktarı oldukça düşüktür. Türkiye’de yaşlı nüfus oranı (yüzde 8) AB’nin çok altında (yüzde 19,2) iken; Türkiye’de yaşlılık harcamalarına ayrılan pay (yüzde 48) AB (28) ülkenin üzerindedir. Yine dul ve yetim aylıklarına ayrılan pay ise AB ortalamasının neredeyse iki katıdır. Aile ve çocuk harcamalarında ise söz konusu pay AB’de yüzde 8,55 iken, Türkiye’de yüzde 3,12’ye düşmektedir.

Türk Sosyal Güvenlik Sistemi içinde kadınlar, ağırlıklı olarak, sosyal sigorta sisteminde dul yetim aylıkları bağımlılığı üzerinden sistemden yararlanmaktadır. Bunun bir nedeni kadın istihdamının düzenli ücretli işlerde 10 yıl öncesine kadar düşük seyretmesi ve kadının erkek üzerinden sosyal sigorta sisteminden yararlanması olabilir. Özellikle şartsız emekli aylığı alan (sosyal sigorta sisteminden) kadın sayısı erkeklere göre düşük iken, şartsız dul yetim aylığı alan kadın sayısının erkeklerden yüksek olduğu görülmektedir. 2008 yılı ile kıyaslandığında sosyal sigorta sisteminden (şartsız ) emekli aylığı alan kadınların toplam aylık alanlar içindeki oranı yüzde 19’dan yüzde 21’e yükselirken, sosyal sigorta sisteminden dul yetim aylığı alan kadınların toplam içindeki payı yüzde 90’dam yüzde 92’ye yükselmiştir.

Çocuk bakımı konusunda iki temel model bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, formel bakım sistemidir. Formel bakım sistemi, kamu ve özel kreşlerdeki bakımı kapsar. Kamunun desteği bulunmaktadır. Enformel bakım ise çocuğun ebeveynlerinin; dadı, çocuk bakıcısı tutarak ya da büyük anne ve/veya büyükbabanın torunlarına sağladığı bakım olarak ortaya çıkmaktadır (Janta, 2014). Türkiye’de çocuk bakımı ağırlıklı olarak çocuğun annesi tarafından sağlanmakta ve anne çalışma hayatından uzaklaşmaktadır.4 Kurumsal bakım hizmetlerine talep artmakla birlikte kurumsal bakım veren kreş sayısı yetersizdir. 2015 yılı itibariyle 1 milyon civarında kadın çocuk bakımı ile uğraştığı için işgücüne katılamadığını ifade etmektedir

2015 yılı itibariyle yaklaşık işgücüne katılmayan 260 bin kadın bu tür bakım hizmetleri çok pahalı olduğu için çocuğuna kendisinin baktığını ifade etmektedir. Yaklaşık 900 bin kadın ise çocuğa kendilerinin bakımını kişisel tercih olarak belirtmektedir. Kreş ücretlerinin yüksek olması ile kreş hizmetlerinin kalitesine güvensizliğin kadınları işgücü piyasasından uzaklaştırdığı söylenebilir.

Çocuk bakımı ile ilgili bir diğer model de analık ve babalık izinleri ile ebeveyn izinleridir. Çocuğun doğumunun ardından anne ve babanın kullandığı ücretli izinler ile ebeveynlerin her ikisinin de kullandığı ve birbirine devir edilebilen izinlerden, genellikle ücretsiz izinlerden oluşmaktadır (Janta, 2014). 4847 sayılı İş Kanunu’nda 2016 yılında yapılan değişiklik ile kadınlara doğum sonrası yarı zamanlı çalışma hakkı tanınmıştır. Yarı zamanlı çalışma birinci çocuk için 60, ikinci çocuk için 120, üçüncü çocuk için ise 180 gündür. Doğum sonrası yarı zamanlı çalışmayı tercih eden kadın işçi, çalışmadığı sürenin ücretini asgari ücret üzerinden İŞKUR’dan yarı zamanlı çalışma ödeneği olarak almaktadır. Söz konusu süreye ilişkin sosyal sigorta primleri ise işsizlik sigortası fonu tarafından karşılanmaktadır. Çocuk bakımı ile ilgili bir diğer düzenleme büyük annelerin torunlara bakımı ile ilgilidir. Pilot olarak başlayan proje ile torununa bakan büyük annelere, ücret ödemesi (aylık 425 TL) yapılacaktır. Mevcut düzenlemeye göre, 150 ve üzerinde kadın işçi çalıştıran işyerlerinin kreş kurma zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak, 150 ve üzerinde kadın işçi çalıştıran işyeri sayısı oldukça düşüktür. Kreş kurma zorunluluğu işverenler için ilave yük olarak görülebilmektedir. Bununla beraber Denizli’de işveren ve işveren vekilleri üzerine yapılan alan çalışmasında kreş/gündüz bakım hizmetlerinin işgücü verimliliğini ve özellikle kadın istihdamını artırabileceği, işgücü devir oranını ise azaltabileceği tespit edilmiştir (Kumaş, 2017). Organize Sanayi Bölgeleri’ne (OSB) ortak kreş kurulması bir başka çözüm olarak ortaya çıkmaktadır. Ölçek ekonomisinden yararlanarak kreşlerin ortak kurulması sabit maliyetlerin düşmesine katkı sağlayabilir. Ancak, OSB’lerin şehir merkezine uzaklıkları, çocukların anne ya da babaları ile kreşe gitmek için yolda uzun süre geçirmeleri, kreş çalışma saatlerinin uzun çalışma saatleri ile uyuşmaması ortak kreşlerin tercih edilebilirliğini azaltmaktadır.

Kreş ve anaokullarına 2017 yılından geçerli olmak üzere özel okullara tanınan 5 yıllık vergi muafiyeti sağlanmıştır. Arz yönlü maliyet azalmasına katkı sağlayabilecek söz konusu düzenleme olumludur. Bununla birlikte kreş fiyatları halen çok yüksektir ve talep yönlü desteklere (kreş çeki, vergi indirimi vb.) desteklere ihtiyaç bulunmaktadır. Son yıllarda belediyelerin kreş hizmetlerini yaygınlaştırmalarına dönük çalışmaları bulunmaktadır. Söz konusu çalışmalar olumludur. Bununla beraber çocuk bakımı ile ilgili sağlanan hizmetlerle ilgili standart ve bütünleşik bir politikaya ihtiyaç bulunmaktadır. Kurumsal çocuk bakım hizmetlerinin finansmanı, kurumsal yapılanması, sunulan hizmetler tek bir elden koordine edilmeli ve denetlenmelidir. Kurumsal bakım hizmetlerinin kadın ve erkek istihdamını olumlu yönde etkileyeceği göz ardı edilmemelidir. İlkkaracan ve arkadaşları (2015), sosyal bakımda önemli bir alt sektör durumundaki erken çocukluk bakımı ve okul öncesi eğitime yapılacak 20,7 milyar TL’lik ek bir harcamanın 719 bin kişilik bir ek istihdam sağlayabileceği, söz konusu işlerin yüzde 72’sinde kadınların çalışabileceğini bulgulamışlardır. Bu noktada kreş ve çocuk bakım hizmetleri ile ilgili bir fon kurulması, fonun kaynaklarının TÜRKONFED İş Dünyasında Kadın 2007 raporunda belirtildiği gibi (Karadeniz, Yılmaz;2007) çalışan, işveren ve kamudan yapılacak transferlerle sağlanması, çocuk bakım hizmetlerinin finansmanını kolaylaştırabilecek, erişimi ise arttırabilecektir.

Yaşlı ve engelli bakımı ile ilgili kurumsal bakım hizmetti veren kamu ve özel tesisi sayısı yetersizdir. Resmi rehabilitasyon ve bakım merkezi sayısı 231, kapasitesi ise 7 bin 535’dir. Özel bakım ve rehabilitasyon merkezi sayısı ise 166’dır ve kapasitesi 14 bin 979’dur (EYHGM, 2017). SGK istatistiklerine göre (2016) yatılı bakım faaliyetlerinde, 26 bin 996 kişi sigortalı olarak çalışmaktadır. Yaşlı ve engellinin bakımı, evde geleneksel refah rejimi içinde genellikle kadınlar tarafından yapılmaktadır. Kadın çocuk bakımında kariyerinin başında çalışma hayatından çekilirken, yaşlı ya da engelli bakımı nedeni ile bu sefer çalışma hayatının ortasından sonra çalışmaktan vazgeçebilmektedir. Mevcut sistem içinde bakım hizmetleri, yaşlıya ya da engelliye bakan kadın tarafından sağlanmaktadır. 2006 yılından bu yana yoksul hanelerde, bakıma muhtaç yaşlı ya da engelliye bakan kişiye bakım ücreti verilmektedir (2017 yılı için 997 TL). 2017 yılı Mart ayı itibariyle 485 bin kişiye bakım ödeneği ödenmiştir (EYHGM, 2017:11). Bununla beraber, söz konusu kişiler profesyonel bakıcı değildir. Sosyal güvenceleri bulunmamaktadır. Bakım sigortası kurulana kadar, bakım ücreti alan kadınların düşük sosyal sigorta primi ödeyerek emekli olmalarına imkân sağlanabilir. Aynı çocuk bakımında olduğu gibi yaşlı bakım ile ilgili bakım sigortasının kurulması, alanda nitelikli bakım elemanlarının da yetiştirilmesi ile birlikte önemli ölçüde istihdam artışı sağlayabilir. Türkiye’de 2015 yılı itibariyle yaklaşık 3 milyon 272 bin bakıma muhtaç kişi olduğu tahmin edilmektedir. Bunların yaklaşık 1 milyon 927 binini kadınlar oluşturmaktadır. Engelli ve bakıma muhtaç kişiler arasında yoksulluk oranı yüzde 28,4’e ulaşmaktadır. Kurumsal bakım sağlanması ve 1 milyon 500 bin kişinin kurumsal bakım alması halinde mevcut mevzuat hükümleri dikkate alınarak yaklaşık 500 bin kişiye ilave istihdam sağlanabilir. Yılda sadece GSYİH’nin yüzde 1’ini yaşlı ve engelli bakımı için bir fona ayrılması halinde, engelli-yaşlı bakımı ve rehabilitasyonu alanında istihdam artabilir. Söz konusu fonun kaynağı, Genel Sağlık Sigortası Primleri’nin bir bölümü ile genel bütçeden fona sağlanacak katkılar olabilir.

TÜRKONFED KİMDİR?

Çatısı altında 25 federasyon ve 205 dernek üzerinden 24 bin iş insanı ve 40 bine yakın şirket yer alan TÜRKONFED, üye tabanı ile toplam (enerji dışı) dış ticaretin yüzde 83’ünü, tarım ve kamu dışı kayıtlı istihdamın yaklaşık yüzde 55’ini sağlamaktadır. İstanbul, Batı Anadolu, Marmara ve İç Anadolu, Trakya, Batı Karadeniz, Orta Karadeniz, Orta Anadolu, Doğu Karadeniz, İç Anadolu, Güney Ege, Doğu Marmara, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz, Güney Marmara, Çukurova, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Güneydoğu, Zafer, Doğu, Serhat, Dicle ve Fırat Sanayici ve İşadamları Federasyonu’nun yanı sıra Sektörel Dernekler Federasyonu, Moda ve Hazır Giyim Federasyonu, Yapı Ürünleri Üreticileri Federasyonu da TÜRKONFED üyeleridir. TÜRKONFED, Avrupalı KOBİ’lerin çatı örgütü olan ve 12 milyon firma ve 55 milyon çalışanı temsil eden Avrupa Esnaf, Sanatkar ve KOBİ Birliği (UEAPME) üyesidir. (www.marasexpress.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir