İMRAN KILIÇ KİMDİR?

1957 yılında Kahramanmaraş’ta doğdum. İlkokul, İmam Hatip Lisesini aynı ilde bitirdim. Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden mezun oldum. Yüksek lisansımı da aynı fakültede tamamladım. Askerliğimi Yedek Subay olarak İstanbul’da yaptım. Farklı ilçe ve illerde ilçe ve il müftüsü olarak görev yaptım. Yurtdışı görevlerinde bulundum. Farklı dergi ve sitelerde yazılarım ve şiirlerim yayınlandı. Şu an 26. dönem Kahramanmaraş Milletvekiliyim.

Yazarlıkta her şey ilgi ve alaka ile başlar, önümüzdeki örnekler de çok önemlidir.

Şair ve yazar toplumun tercümanıdır, gören gözü, işiten kulağı, konuşan dilidir.

Yazmak için hem bilgi, hem duygu, hem de ilgi lazımdır. Bilgisiz olmaz, ilgisiz olmaz, duygusuz olmaz, ilgili yaşamak yaşadıklarını hayata yansıtıp toplumla da paylaşmak, insan olmanın da bir gereğidir.

Yazılarınızda, sosyal ve kültürel olayları işlemek en güzelidir bence.  Gününüzün ve gecenizin bir kısmını dolu dolu geçirmek insanı mutlu kılar, hayata da değer kazandırır.

Gençliğimiz hazinemizdir, geleceğimizdir. Şunu iyi bilelim ki; gençliğinde istenilen yerde durup, bulunmayanlar ileriki zamanlarında istemedikleri yerlerde kalmak durumunda olurlar. Gençliğimizi ve zamanımızı iyi değerlendirmeliyiz. Vakitlerini ve nakitlerini iyi değerlendirenler kazanırlar.

ESHÂBÜ’I KEHF KISSASI

Roma devri,

Dakyanos’un zamanı,

Putperestlik kaplamıştı her yanı.

Zâlîm Kral hiç bilmezdi amanı,

İnliyordu Yaratan’ın kulları.

Hidâyete erişince bir gurup,

Kınadılar, durumunu hor görüp.

Hakk adına, tehlikeli şer görüp,

Terkettiler, zînet şan ve pulları.

Bu gençlerdi, o milletin seçkini,

Hak Dâvânın, dönmez serden geçkini,

Köpürdü Tâgût’un, öfkesi, kini,

Neden ayrılmıştı, doğru yolları?

Efsus’luydu bu Yağız’lar, bu Koç’lar,

Ünlerinden sarsılırdı hep burçlar,

Didik, didik aranırdı, en uçlar,

Yakalanıp, bağlanmaya kolları.

Arzoldular, câni’nin huzuruna,

Parıldayan imanları uğruna,

Çağrıldılar, fitne, fesat çığrına,

Korkutulup, efrad-ı iyalları.

Şunu dedi, onların her birisi:

“Rabbimiz var, boştur O’ndan gerisi”

Hiddetlendi, sırtlanların irisi,

Dedi: “Hemen terk edin hayâlları”

Yâr-ı Ğârlar, o beldeden göçtüler,

Sevdâlanıp, mansıplardan geçtiler.

Köşk yerine, mağarayı seçtiler,

Şeriflerin nâzenin oğulları.

Aldılar hem, dû cihânda âferin,

Müstean’a açarak sînelerin,

Daldılar bir uykuya ki, çok derin,

Gıdaları maveranın balları.

Kâfirler de, dağa kadar geldiler,

Mağara önünde dona kaldılar,

Kapatarak gûyâ hayıf aldılar,

Ne bilsinler ordaki ahvâlları?

Tam üç asır uyuyup, uyandılar,

Bir gün, ya bir gece geçmiş sandılar,

Birileri, tekrar şehre indiler,

Âyân oldu halka, gizli halları.

Şaşmış idi, gördüğüne görenler,

Hesapsızdı, merak edip soranlar,

Mûcizeydi, âşikâre olanlar;

Kur’an’dadır, kıları, kâlları.

En sonunda Mü’min olan bu kıral, İletildi,

Ona da, olan bu hâl,

Dileyip, Yaratan’a yoktur muhâl,

Donatan O, kupkuruyken dalları

Hep beraber, mağaraya gittiler,

Erenlerin dergâhına, yettiler.

Hasret ile çok muhabbet ettiler,

Görmeğe değerdi hasbihâlları.

Ey yârânlar, bu kıssanın hıssası,

Allah vardır, çekin ahret gussası,

İMRAN HOCA söyler, sözün dahası,

Aldatmasın mâsivâ’nın alları.

VAKİT NAKİTTİR

Günümüzde pek çok kimse vakit yokluğundan şikayet etmekte, zamanının dar olduğunu belirtmekte ve bu yüzden en önemli işlerini bile “vaktim yok” bahanesiyle ihmale uğratabilmektedir. Acaba bu mazeretimiz doğru mudur? Bir günlük hayatımızı değerlendirdiğimizde vaktimizin ne kadarını heba etmekteyiz? Kaybedilen birçok şey zamanla telafi edilebilir, fakat giden zaman asla dönmez. Zaman bizim en önemli sermayemizdir. Dünya ve ahiret için ne kazanacaksak zamanımızı hakkıyla değerlendirebilmemiz karşılığında kazanabileceğiz. Öyleyse bu önemli sermayemizi nereye ve nasıl harcadığımıza dikkat etmeliyiz. Kendimiz ve sorumluluk alanımız için kısa ve uzun vadeli hedefler belirleyip vaktimizi iyi değerlendirdiğimizde maddi ve manevi kazanımlarımızda o nisbette büyük olacaktır. Zamanımızı Allah’a kulluk ve insanlığa hizmet uğrunda harcayıp iyi değerlendirelim.

Sağlıklı bir ömrü verme ha yele,

Bir kısmını ayır Salih amele,

İhtiyarlık vardır, devasız illet,

Daha yaş geçmeden kulluğa gayret.

 

Yapayım der isen akıllıca iş,

Boş zamanlarını ahiretle değiş,

Boş vakit ganimet kadir bilene,

Pay ayır sen ondan meşgul günlere.

Çünkü vakit ferdi ve sosyal hayatın disipline edilmesinde çok önemli bir yere sahiptir. İslam’da ibadet hayatından başlamak üzere insanın birçok vecibeleri ve hukuki ilişkileri vakit kavramı ile irtibatlandırılmıştır.

  1. MUHAMMED (S.A.V)’İN ÖRNEKLİĞİ

Hz. Peygamber, söz ve fiillerinde insanlığın, hayatın her sahasına dair takip edeceği misaller bulunan, yolundan gidenlerin, hayatlarını sevgi, güzellik, huzur ve hayırla süsleyecekleri örnek bir insandı. Kendisine peygamberlik verilmesinin ilk dönemlerinde, üstlendiği görevin ağırlığını ve karşılaşabileceğini tahmin ettiği gelişmelerin kaygısını çekerken, Hz. Hatice (r.a.)’nin söylediği şu sözler, onun kişiliğini tanımak açısından oldukça önemlidir. “…Vallahi, Allah seni utandırmaz. Çünkü sen akrabalarına bakarsın, sözün doğrusunu söylersin, fakir ve muhtaçlara elinden gelen yardımı yapar, hiç kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın misafirlere ikram eder onları ağırlarsın, Hak’tan gelen felaketler karşısında insanlara yardım edersin. O, güzel ahlaklı, doğru, güvenilir, affedici, sabırlı, yumuşak huylu, alçak gönüllü, temizliğe önem veren, giyim kuşamına dikkat eden, azimli ve kararlı, sade yaşayan ve kanaatkâr, fâaliyetlerinde istikrarlı ve tutarlı, tebliğlerinde sadece Allah (c.c.)’nin rızasını gözeten, söylediklerini bizzat kendisi yaşayan, hitabeti en güzel bir kişilik özelliklerine sahip idi. Hz. Peygamber, tebliğinde belli prensiplere bağlı kalmıştır. Onun mümtaz kişiliğinin yanı sıra, benimsediği ilkelerinde kısa sürede başarılı olmasında etkili olduğu inkar edilemez ve bu ilkelerin başlıcaları şunlardır: O, davete temel esaslardan başlamıştır. Hikmetle ve güzel öğütle davette bulunmuştur. Muhatabın durumunu dikkate almıştır. Kırıcı olmamış, olaylara müsbet açıdan yaklaşmıştır. Seviyeye göre hitap etmiştir. Tebliğinde ortak noktalardan hareket etmiştir. Kolaylığı ve müjdelemeyi zorluk ve nefrete tercih etmiştir. İfrat ve tefritten kaçınmış, eğitim ve öğretime önem vermiştir. Zamanın gereklerini iyi tespit etmiş, imkanları iyi değerlendirmiş, istişareye önem vermiş davetinde evrenselliği gaye edinmiştir. Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ederken karşılaştığı birçok olumsuzluğa rağmen görevini en güzel şekilde yerine getirmiş ve ümmetine örnek olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v)’i örnek almak; Sahip olduğu ahlaki faziletleri hayata geçirmek, getirmiş olduğu mesajı benimsemek ve gelişen olaylar karşısında O’nun gibi tavır alabilmek şeklinde anlaşılmalıdır.

Yolunu tut ümmeti ol ümmeti

Tâ nasib ola sanâ Hak rahmetî.

MUHAMMEDÜ’L–EMİN (S.A.V)

(GÜVENİLİR MUHAMMED)

Kur’an-ı Kerim Rasûl-i Ekrem (s.a.v) hakkında; “O, Allah’a inanır, mü’minlere güvenilir.” (Tevbe, 61) buyurmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v)’de: “Yoksa siz bana güvenmiyor musunuz? Ben göklerin bile eminiyim.” buyurmuştur. (Buhari) Kur’an-ı Kerim’de peygamber kıssaları anlatılırken, onların her birinin “Kavimlerine gönderilmiş emin elçiler” olduğu belirtilmektedir. (Araf-68, Duhan-18, eş-Şuara-107, 128, 162, 178) Mısır hükümdarı Hz. Yusuf (a.s)’u yüksek bir mevkiye getirmek isterken ona: “Bugün seen yanımızda yüksek makam sahibi emin birisin.” (Yusuf-54) diye güvenini belirtmiştir. Vahiy Meleği Cebrail (a.s)’ a da İslam’ı literatürde “Ruhu’l-Emin-Güvenilir Ruh” denilir. “O Kur’an şüphesiz değerli, güçlü, Arş’ın sahibi Allah’ın katında itibarlı bir elçinin (Cebrail (a.s) – Hz. Muhammed (s.a.v) getirdiği sözdür. O, orada sayılan güvenilen bir elçidir” (et-Tekbir, 19-21) buyurulmaktadır. Emin; sözlükte “Kendisine güvenilen, hıyanet etmeyen, sözünde duran, vefalı, başkalarından korkmayan kimse” anlamına gelir. Hz. Muhammed (s.a.v) cahiliyye kötülüklerinden hiçbirine bulaşmadan tertemiz büyüdü. Çevresinde en mert, en iyi huylu en asil, komşuluk haklarını en iyi gözeten, en uysal, en doğru sözlü ve en güvenilir kimse olarak tanındı. Bu yüzdende “Muhammed’ül Emin-Güvenilir Muhammed” lakabıyla meşhur oldu. İslam’dan önce Kureyş’ten bazı kişiler kıymetli eşyalarını Hz. Muhammed (s.a.v) e emanet ederlerdi. O Hılfu’l-Fudûl cemiyeti (Erdemliler Topluluğu) nede aktif bir üye sıfatıyla katılmıştır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizin bir sıfatı da (Emanet) “Emin” oluşudur.

Merhaba ey kurretu’l-ayni Halil

Merhaba ey hâs-ı mahbûb-ı Celîl

Her ne dürlü kim saâdet vardurur.

Yahşi huy-u görklü adet vardurur.

Hak ana verdi mükemmel eyledi

Yaradılmışdan mufaddal eyledi

Dembeden âvâz gelirdi yâ “Emin”

Seni kıldım rahmeten li’l-âlemin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir