PROF. DR. MEHMET NARLI KİMDİR?

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız? Prof. Dr. Mehmet Narlı kimdir?

1963 yılında Kahramanmaraş’ta doğdum. İlk orta ve lise öğrenimimi aynı şehirde gördüm. 1989 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldum. Maraş’ta 4 yıl öğretmen olarak çalıştıktan sonra Sütçü İmam Üniversitesine asistan olarak geçtim. Aynı üniversiteden 1996’da yüksek lisansımı, Hacettepe Üniversitesi’nden 2000 yılında doktoramı tamamladım. Halen Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyesiyim.  Şiirlerim, eleştiri ve denemelerim 1987 yılından bu yana Dolunay, Kırağı, Kanat, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Hece, Varlık, Dergah, İtibar, Türk Dili gibi dergilerde yayımlandı. Türk Dili, Türkbilig, İlmi Araştırmalar, Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları gibi dergilerde akademik yazılar yayımladım. Türkiye Yazarlar Birliği 2007 yılında inceleme dalında Şiir ve Mekan kitabımdan dolayı yılın yazarı ödülünü bana verdi. Çiçekler Satılmasın, Ruhumun Evvelyazıları, Dil Kapısı adlı şiir kitaplarım var. Orhan Kemal’in Romanları Üzerine Bir İnceleme, Roman Ne Anlatır, Şiir ve Mekan, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri, Edebiyat ve Delilik, Şiir Burcu, Roman Sevdaları adlı inceleme ve eleştiri kitaplarım var.

Şairlik  serüveniniz nasıl başladı? Sizi teşvik eden-edenler oldu mu? Şair/ yazar olmak için ne tür çabalar harcadınız?

Doğrusu nasıl başladığını bilmiyorum. Şiir sayılmaz ama çocukluğumda türkülerin unuttuğum yerlerini kendim tamamladığımı hatırlıyorum. Bu tamamlamalarda ihtimal az çok bir anlam, vezin, kafiye uyumu vardı. Ortaokul son sınıfta kendimi bir şeyler yazıyor buldum. Sanıyorum   aşık olduğumu kendimde fark etmek için  daha doğrusu aşık olmuş varsayarak kendimi fark etmek içindi bu. Sonra lisede bir iki sayı çıkan bir gazetede (ne yazık ki adını hatırlamıyorum) bir iki hamasi şiir. Dergi olarak sanırım bir şiirimin bir bölümü Mavera’da yayımlanmıştı. Sonra Dolunay ve Türk Edebiyatı dergileri geldi. Beni doğrudan yazmaya teşvik eden kimse olmadı. Sanırım sözün dışında kendimi var kılacağım bir özelliğim/alanım yoktu.

Yazar olmak için nasıl bir çaba harcanacağını şu an bile bilmiyorum. Yazdıklarımı dergilere verdim (verdikten sonra sormam, aramam, ikisi yayımlanmamışsa  üçüncüsünü göndermem vs) onlar da yayınladı. Sonra akademik çalışmalar geldi. Üç beş kitap da öyle yayımlandı. Hala akademik çalışmalar ile ve edebi çalışmalar arasında kalan ama şiirlerini daha fazla seven bir yazar olarak yaşamaktayım.

Yazmak için duygusal olmak gerekir mi?

Duyarlı olmak gerekir.  Duygu, mantık,  hayal… hepsi aklın fiillerindendir. Duyarlılık, bütün bunların varlığının esasını idrak etmekle insanda görülen bir meziyettir. Gündelik anlamda kullanılan “duygusallık” esasen pek muteber bir hal değildir. Makul ve maşeri olmayan duygusallık, insanı şair yapmadığı gibi sorumluluğunu sezen insan da yapmaz.

Şairin toplumdaki görevi nedir?

Bu tür sorularda daima Necip Fazıl’ın poetikasının  “şiir ve cemiyet” kısmını hatırlar ve ürkerim. Çok iddialıdır çünkü üstadın cevabı. Şiir, şairin eylemi; şair,  en toplumsal tavrından en içerlek tavrına kadar siyasetin, toplumsal özelliklerin, değişmelerin içinde. Ama şiirin dili, siyasetin, sosyolojinin, hayat pratiğinin dili değil. Necatigil’in dediği gibi “şiir beraber söylenen solo şarkılardır”. Sosyal olaylarla ilgileniyorum diyen de ilgilenmiyorum diyen de şiir ve sosyal/siyasal hayat ilişkisi hakkında  bir gerçekliği ifade etmekten öte güncel politik bir tavır ortaya koymak ister. Şiirin toplumsal/siyasal gündemden etkilenmesi şiirin haber bültenine dönüşmesi anlamına gelmez elbet. Ama  toplumunun inancından, karakterinden dilinden haberdar olmayanın  da korodan solo çıkarması da beklenemez. İmgelerin, sembollerin, eğretilemelerin elbette düşsel temeli vardır ve bu temel, bilincimizin, kişisel yaşantı ve duyarlıklarımızın içindedir. Fakat ne bilincimiz, ne yaşantımız ne de duyarlığımız, bütünüyle tarihsel ve kültürel hafıza olan dilden ayrı (kopuk) değildir.

Şair ile insan arasında nasıl bir ilişki vardır?

İnsan olan şairin, insanî bir hayatı düşünüyor olabilmesi, insan olarak kendi önemini kavramasıyla mümkündür. Belki de hepimiz biraz daha insanlaşma imkanı olabilir diye şiire yöneliyoruz.

Genel olarak işlediğiniz konular nelerdir?

Şiir söz konusu ise insan olarak yaralarımız,  korku ve umutlarımız, ayartıcı ve yozlaştırıcı dünya ile sınavımız diyebilirim. Diğer kitaplarım söz konusu ise edebiyat ve insan ilişkisi,  edebiyatın dili, tekniği, tipolojisi, anlatım özellikleri/nitelikleri, edebiyat siyasal sosyal hayat ilişkisi  gibi konular.

İyi bir şair nasıl olmalıdır sizce? Yeni yazmaya başlayanlara ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?

İyi şairleri biliyorum da iyi şairin nasıl olduğu konusunda kesinleşmiş hükümlerim yok. Fuzuli, Nef’i, Karacaoğlan, Yunus Emre, Şeyh Galip, Ahmet Haşim, Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, İlhan Berk, Asaf Halet Çelebi, Ziya Osman Saba, Behçet Necatigil, Sezai Karakoç, İsmet Özel iyi şairdir mesela. Her birinin iyi şairliğinin  nitelikleri/bendeki gerekçeleri farklı. Ama galiba hepsi dil denen mucizeyi okumuşlar, dilin denizinde yüzmüşler veya dilin zindanında dünyalık kadar kalmışlar. Dil evinin katlarını bilmeyenden iyi şair olmaz çünkü.  Hafızası ve muhayyilesi boş olandan iyi şair olmaz. Kötü şiir okuyandan iyi şiir çıkmaz. Yeni yazmaya başlayanlar yukarıda belirttiğim şairleri okusunlar.

Gününüzü nasıl geçirirsiniz, neler yaparsınız?

Üniversitede hoca olduğum için derslerim var. Ev ahalisinin benim tarafımdan yapılması gereken işleri var. Genellikle gece saat 23’ten sonra okur-yazarım. Hızlı okuyamam ama sağlam okurum. Dergilerin yazı siparişlerini, akademik toplantı yazılarını, kitapları  hep gecenin sabaha değen kısmında tamamlamışımdır.

Maraş’ta çok sayıda şair çıkmasının sebebi nedir?

Çok mu gerçekten yoksa son elli yıldır muhafazakar/yerli/islami kültür ve edebiyat atmosferinde etkili oldukları için çok mu görünüyorlar?  Öyle de olsa Maraş ile şiirin akrabalığı kesin. Birkaç besleyici damar var diye düşünüyorum. 1. Maraş görgüsüz modernizmle geç tanıştı, sözün hâlâ  imkanını ve anlamını koruduğu bir havada kendini en kadim olan dille yani şiirle ifade etti ve/veya  kendini böyle ifade edenleri sevdi. 2. Özellikle Elbistan bölgesinde postmodern döneme kadar devam eden söyleme ve anlatma geleneği. 3. Necip Fazıl ile birlikte,  hem kültürel meşruiyetinin izini gördü hem de savunma  ve kendisi olarak görünme imkanını şiirde buldu. 4. Büyük Doğu, Diriliş, Mavera dergileri çok sayıda Maraşlının evi ve ailesi oldu.

Bugünün şiiri hakkında ne düşünüyorsunuz,  beğendiğiniz şairler kimlerdir?

Bugünün şiiri ile tam olarak ne kastedildiği belli değil. Bundan elli yıl önce şiir yazmaya başlayıp halen şiir yazan da var;  son birkaç yıl içinde şiir yayımlamaya başlayan da.  Bu iki uç halen yazmakta olduklarına göre “bugünün şiiri” içindedirler. Ama bu soruyu son on beş yirmi yıldaki şiir olarak algılayabilirim.   Ben şiirimizin dün de bugün de oldukça nitelikli olduğuna inanıyorum. Son dönemde bazı isimler sayabilirim ama biliyorsunuz isim vermek polemiğe sebep olabiliyor. Hemen aklıma gelen birkaç isim: Ahmet Erhan, Cahit Koytak, Haydar Ergülen, İhsan Deniz, Vural Bahadır Bayrıl, Osman Konuk, İbrahim Tenekeci, Cevdet Karal, Celal Fedai. Sakın bu “iyi şairler  ismini verdiklerimdir” anlamına gelmesin. Dediğim gibi son yirmi yıl içinde öyle bilinçdışı hatırlanmış birkaç isim. Yoksa bir okur olarak beğendiğim daha çok şair var.

Gençlere nasıl öğütleriniz olabilir?

Bu sorunun cevabı da hayli zor. Kendimin de içinde olduğu şiir okur/yazarına sadece şöyle seslenmek isterim: Okumak için, kitabı, hayatı, insanı, evrenin bütün göstergelerini, iyi şairleri okumak için, geç kalmamalı, kalınmışsa da aralara giren  görgüsüz ve bencil hayat dayatmalarının üstünden atlamalı ve hemen bunlara yönelmeli.

Eserleri: Çiçekler Satılmasın (1988), Ruhumun Evvel Yazıları (1998) ve Dil Kapısı (2010) adlı şiir kitapları; Orhan Kemal’in Romanları Üzerine Bir İnceleme (2002), Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri (2006), Roman Ne Anlatır (2008), Şiir ve Mekân (2008), Şiir Çözümlemeleri (2010) adlarında yayımlanmış akademik kitapları vardır.

YAŞASIN ÖLÜM

Kaç sabahın eşiğine döküldüm gözleriniz kör olsun için

Yüreğim soğusun için üşümüş dualar ısınsın için

Evime girdiniz kardeşlerimle kol kola öldüm kaç kere

Bunun için

Kardeşlerim yani dekoratif kutsal hakiki oyuncular

Değil cehenneminiz değil hiç göğsüm üzerindeki

Postallarınız

Değil hatta kitaplarınız bile beni kurda yediren onlar

Anladım ki ya ölüye yer var aranızda ya köleye

Ben de solunuzdan girip öyleyse sağınızdan çıkarım

Solunuzdan yani uyuşmuş tarafınızın namussuz

Yaşamından

Sağınızdan yani silme köpürmüş ağzınızın ölçüsüz

Bezirganlığından

Ne güzel işgal ettiniz ne ince jurnallediniz ne puştça sattınız

Hemen kutsanmış efendiliğiniz için üç kere: yaşasın ölüm

Yaşasın yaşayabiliyorsa zulümle karılmış toprağa basan

Desin diyebiliyorsa buradayım ve sağım işte

KUŞATMA

Seni içine alan bütün sözlükler yakılıyor

Yüzü dağlanıyor sana benzeyen herkesin

Topla bakışlarını evimize gidelim

Şahların şöleninde yaylım ateş taksimi

Karşılaştığımız bütün köprüler yıkık

Topla selamlarını evimize gidelim

Aşksız bir öyküyü yazıyor zaman

Yazısız kitaplara sığınıyor aşk

Topla kalemlerini evimize gidelim

Acemi ve sevdalıydık usta ve mağlubuz

Beden barbar iktisat müstebit

Topla sokaklarını evimize gidelim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir