“NESL-İ PAK” KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

İnsanı insan yapan edep, haya, terbiye, sünnet, adab-ı muaşeret gibi kaideler, kitabın ana unsurunu oluşturmuş. İçinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayında bence altı çizilerek okunması gereken bir kitap. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen herhangi bir acemilik sezmedim ve zevkle okudum. Okurla ilk defa Nesl-i Pak kitabında buluşan yazarımız Büşra Demir, özellikle yeni nesil gençliğin bilmediği birçok konuya değinmiş. Deneme havasında yazılardan oluşan kitabın didaktik yanı daha ağır basıyor. Gençliğin kitle olarak seçildiği kitap, bir rehber niteliği taşıyor. İki farklı tasarımla iki farklı matbaadan çıkan kitabı iki bölüm halinde ele almak mümkün. Birinci kısımda tarihe yapılan yolculukta insanı insan yapan unsurlar, çeşitli hikayeler yardımıyla gençliğe yol gösterilmiş, bir nevi ruhani eğitim. İkinci kısımda ise teknoloji çağında kendi iç dünyasına çekilen gençliğin etkili iletişim kurması üzerine ses, solunum, ağız ve dil tembelliklerini yenme eğitimleri. Yazar, kitabın ilk bölümünde sık sık tarihten anekdotlar verme yoluna gitmiş; ayrıca hadis-i şerif ve ayetlerle içeriğe zenginlik katmış. Yönetilenle yönetenler arasındaki düzeni sağlayan adalet ve adalete bağlılığı özendirici bir şekilde kaleme almış. Bazı paragraflarda Türk-İslam kültüründe hep var olagelmiş; ancak günümüzde pek zikredilmeyen hassasiyet taşıyan bilgilere rastlamak mümkün. Hani dedik ya rehber niteliğinde bir kitap! Yazarımız, rehber olarak da yine yer yer Peygamber Efendimiz Haz. Muhammed’den (s.a.v) yer yer hadis-i şeriflerden yer yer de dini ve ilmi alanda saygınlık kazanmış düşünürlerden örnekler vermiş. İnsanlığı peşinden sürükleyen rehber insan, son peygamberin davranışlarıyla örnek insanın şeklini ve sınırlarını kısmen çizen yazar, insanın davranışlarından kişisel temizliğine kadar İslamiyet ve insaniyet açısından ideal davranış kalıplarını gözler önüne sermiş. Demir, Nesl-i Pak kitabında yeni nesil gençliğin yabancı olduğu birçok terimi açıklama gayretine girmiş. Kitap, bu özelliği ile bir nevi ansiklopedik sözlük özelliği de taşımaktadır. Nesl-i Pak, diğer değişiyle Pak Nesil’in önündeki en büyük engellerden biri olan bencilliğin panzehiri olarak ‘tevazu’, kitapta geniş yer bulmuş. Aslında yazarımız, insanı insanyapan vasıflara dikkat çekerek; gerçek müminin profilini çizmiş. Çoğu zaman bizim de unuttuğumuz ama başkasında gördüğümüzde iğrenerek baktığımız aykırı davranışları dizginleyen adab-ı muaşeret kuralları, kitapta ağır basan konular arasında! Günümüzde herkesin sahip olmak istediği etkili iletişim/etkili konuşma sanatı, kitabın ikinci bölümünü oluşturmuş. Yazar; iyi ve etkili konuşabilme yeteneğine sahip olmak isteyenler için Byron’un “İyi konuşabilme yeteneği sadece Allah vergisi değildir, çalışmakla da kazanılan bir nimettir” sözüyle anlamdaş birçok örnek vermiş ve okuru cesaretlendirme yoluna gitmiş.Kitapta etkili konuşma yöntemlerine ilişkin teorik bilgilerin yanında uygulama amaçlı onlarca resimli örneği de bulabilirsiniz. Hatta saatlik, günlük, haftalık ve aylık çalışma programları, hitabet sanatına ilgi duyanlar için çok iyi hazırlanmış. Ama bana göre kitabın en eğlenceli yeri yaklaşık 30 sayfaya yayılmış, tekerlemeler. Çene ve dil tembelliğini kırmaya yönelik verilen yüzlerce tekerleme, bence okuma tembelliğinin kırılması noktasında önemli bir envanter. Eğer konuşmaya yeni başlayan bir çocuğunuz ya da yakınınız varsa birlikte tekerleme söylemek oldukça eğlenceli. Kitaptan okurlarımız için derlediğim altı çizili cümlelerden sonra yazarın gözünden başlıklı bölümü de incelerseniz kitabın ortaya çıkış hikayesine tanık olacaksınız. Bir sonraki Heybedeki Kitap’ta buluşma dileğiyle…

KİTAPTAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR

Hiçliğe razı ol ki hepliğe kavuşasın.

Davranışlarımız kalbimizin yansımasıdır. Zarafet ve nezaket, müminin süsüdür.

Başkasına gösterdiğiniz saygı ve sevgi, kendi fıtratımıza gösterdiğimiz saygı ve sevgiden neşet eder. Tevazu, ahlak ve sadelikle mükemmelleşir.

“Edep; konuştuğun zaman dilini korumak, yalnız kaldığın zaman kalbini korumak, dışarıya çıktığın zaman gözünü korumak, yediğin zaman boğazını korumak, uzattığın zaman elini korumak, yürüdüğün zaman ayağını korumak ve bütün işlerinde vaktini korumaktır. İslam’ın başı da sonu da edeptir.”

“Şüphe yok ki Allah yumuşak huylu, açık sözlü kimseyi sever.” Müslüman, herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü ve açık kalpli olmalı. Hiç kimseyi asık yüz ile karşılamamalıdır.

Yüce Allah dileseydi; hepimizi aynı yaratırdı. Farklılıklara saygı göstermemek, yüce Allah’a en büyük saygısızlıktır.

Kapı tokmakları çift halkadan oluşur; büyük olan kalın, küçük işlemeli olanı ise tiz ses çıkartırdı. Eve gelen erkek misafir ise büyük tokmağı tıklatır, evin sahibi gelenin erkek olduğunu anlar ve ona göre kapıyı açardı. Gelen kadın ise ince tokmağı tıklatır, kapıyı da evin hanımı açardı.

Kahve içiyorsa tok, su içiyorsa aç olduğu anlaşılır, ona göre misafire ikramda bulunulur. Gerekirse hemen sofra kurulurdu.

“Müslümanın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selamına cevap vermek, hastasını ziyaret etmek, cenazesinde bulunmak, davetine gitmek, aksırık ‘Elhamdülillah’ deyince ‘Yerhamukellah’ diyerek cevap vermek.

Unutulmamalıdır ki şeytanı lanetli kılan, kibri olmuştur. İnsan, mevkiisi ne olursa olsun Yüce Allah’ın kulu olduğunu unutmamalıdır.

Dinimizin gayesi, insanların birbirleriyle kaynaşması, emniyet ve huzur içinde hem bu dünyada hem de ahirette mutluluğa ve kurtuluşa ermemizi sağlamaktır. Ekinler dimdik durduğu halde, olgun başağın boynu eğri, yönü toprağa doğrudur. Akıllı ve olgun mümin, mütevazı ve alçakgönüllü olmalıdır.

Padişahlar, camilerde bulunan hünkar mahfillerinde namaz kılarlardı. Odanın kapısı ortalama bir insan boyundan kısaydı. Padişahlar, buradan girerken başını eğsin, gururu kırılsın, kendinden büyük bir Allah olduğunu hatırlasınlar diye böyle yapılmıştı.

Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde, ücrette geri olasın.

Verdiği sözü yerine getirmek/ahde vefa, müminde bulunması gereken en önemli sıfatlardandır. Söz verip yerine getirmemek münafıklık/ikiyüzlülük alametidir.

Yeryüzünde şımarıklık yaparak yürüme. Çünkü sen ne yeri delebilirsin ne de boylu boyunca dağlara erişebilirsin.

İnsanlar karşısında gür ve etkili konuşmak, savaş alanındaki kılıç/kalkan sesleri gibidir. Kimin sesi daha gür ve etkili ise zafer onundur. Bilim adamı, filozof, müzisyen, ressam, yazar ve politikacılar, güzel ve etkileyici konuşmalarıyla bilinmektedir.

“Bir fıçının çatlak olup olmadığı nasıl çıkardığı sesten anlaşılırsa insanların da akıllı mı, ahmak oldukları ağızlarından çıkan kelimelerle anlaşılır” diyen dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hatiplerinden olan Demosten, bir kekemeydi.

İyi bir solunum, soluk alırken akciğerlere yeterli ölçüde havayı aldıktan sonra yorgunluk duymadan onu geri vermektir. Doğru nefes alma şekli/tekniği bebeklerdeki gibidir. Onların nefes almalarına dikkat ettiğimizde karınlarının şiştiğini görürüz. Sesleri o kadar güçlüdür ki ağlama seslerini başka odada bulunan annelerine duyurabilirler.

Derin bir nefes alın, diyafram kasınıza elinizle baskı yapın. Burundan yavaş yavaş nefes alın birkaç saniye diyafram kasınıza bastırarak yavaş yavaş nefesinizi verin. Bu hareketle diyafram kasınızı esnetmiş ve güçlendirmiş olursunuz. Yaklaşık üç saniye dilinizi dışarıya çıkartarak hızlı hızlı nefes alın verin. Bu egzersize “Köpek egzersizi” diyoruz. Bu egzersiz diyafram kasınızı esnetecektir. Uzun konuşmalarda gizli nefes almanızı kolaylaştıracaktır.

Alabildiğinizce nefes alın. Ağzınızdan sısısısısısısısısı deyip uzatabildiğiniz kadar uzatarak nefesinizi verin. Kısa tıslamayla derin bir nefes alın. Kesik tıslama verin. On saniye ile başlayarak kırk saniyeye kadar çıkın. Derin bir nefes alın, yirmi saniye tutun, otuz saniye verin. Nefes alın, dört saniye tutun, 8 saniye verin.

Sırtüstü yatın, karnınızın üzerine kalın bir kitap koyun, nefes alıp verdiğinizde kitabın yükselmesine dikkat edin.

Yüzükoyun yatın, karnınızın üzerine kalın bir kitap koyun nefes alıp verin. Bu egzersizi günde kırk defa yapın.

Özellikle özerklik üzerine Özdemir’e özgü, özgün ve özgül özellikleri izleyen Özbekli Özkan’la, Özakman, Izgan, Uzken, Özülken, Ozanlara uzanarak ezeli üzüntülerini azalttılar. Sonra da kuşları azad ederek yan gelip yattılar.

Safranbululu Safinaz’la Salihlili Salih Sivrihisar’da soğuk almışlar, sinüzit olmuşlar, sonra sımsıkı sarılarak söylenmesiz Seyitgazi’ye varıp sarımsaklı suteresini susarımsağı ile karıştırarak suyunu süzmüşler.

YAZARIN GÖZÜNDEN NESL-İ PAK KİTABI

İnancım dolaysıyla dünyaya başıboş gelmediğimi düşünüyor, yüce yaratıcım beni de mutlaka bir şeylere vesile olmam için yaratmıştı diyordum. Mekânı cennet Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın bir sözü vardır: İslam’ın şartı altı’dır. Nasıl olur diyeceksiniz? Evet, altı!Altıncısı da cihat etmektir. Bende her Müslüman gibi cihat etmeliydim. Benim cihadım gençlerle olmalıydı.Sevgili peygamberimiz de buyuruyor:“Gençlere güzel muamele ediniz.Onların kalbi yumuşaktır.Ben, İslam’ı onlarla yaydım.’’ Tarihe baktığımızda sevgili efendimizin ordu komutanları on beş, on altı yaşlarında gençlerden oluşuyordu. Cennet mekân Fatih Sultan Mehmet Han, 12 yaşına geldiğinde;babası Sultan Murat, tahtı oğluna bırakıp Manisa’ya inzivaya çekilir. Hristiyanlar, Osmanlı tahtında bir çocuk olduğu için haçlı ordusu toplayıp Osmanlının üzerine saldırmaya karar verirler. Bu olayı haber alan Sultan Mehmet, babasını çağırır; fakat babası artık padişah sensin, diye gelmez. Bunun üzerine Sultan Mehmet babasına şu tarihi mesajı yollar:

Baba!Eğer padişah siz iseniz geliniz ve ordunun başına geçiniz.Yok,eğer padişah ben isem size emrediyorum; gelip ordunun başına geçiniz.

Bu mektup üzerine Sultan Murat gelip ordunun başına geçer ve haçlıları bir kez daha yenilgiye uğratır. Babası II Murat’a yazdığı mektup hala tüylerimi ürpertir. Düşünün 12 yaşındaki bir çocuğun zekâsını. Gençlerimizle bağlantı kurmaya çalışıyor hal ve hareketlerini gözlemliyordum. Evet, gençlerimizin inci gibi parlak pamuk kadar yumuşak kalpleri vardı. Hepsi öz güven parlaması yaşıyordu. Büyüklerin yanında bacak üstüne atmak,her konuya pat pat cevap vermek, ağzında çiklet ile konuşmak büyük bir başarı ve yetenekti onlar için. Çok seviyordum;ama hallerine de çok üzülüyordum. Disiplinli bir hocayım provalar boyunca benden çok şikâyet ederler.Oyun sonunda ödüllerini ve başarılarının karşılığını alınca ben evime gelmeden mesajları gelmeye başlar. Abla iyiki varsın iyiki tanımışız seni!Arkasından; başka oyun ne zaman sergilenecek?Bismillah! Durun yahu hele bir soluk alayım, demi. Mutlu oluyordum.Gençlerimizin bu halinden çok hoşnut oluyordum.Başka bir oyun sergilemem için beni kamçılıyordu.2016 yılında aklıselim teşkilatı benden Çanakkale şehitleri için bir oyun sergilememi istiyorlardı.Buraya kadar iyi de 15 günde nasıl yetişecekti?Eser replikler yazılmamış ekip daha önce sahne almamıştı. Ve ben 15 günde 35 kişilik bir ekibi sahneye çıkarma sözü vermiştim. Söz namustu öylede olmalıydı. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy; “öl söz verme öl sende sözünden dönme” dönemezdim.İlk olarak çalışacağım ekibi yakından tanımak için topladım. Hepsi pırlanta gibiydi yalnız bir sorun vardı; duygu yoktu. Bugünün gençleri eski nesiller gibi İstanbul’un Fethi, Çanakkale Zaferini duyunca etkilenmiyorlardı. Kısacası karşımda milli ve manevi değerden habersiz yetişen bir nesil vardı. Nesille kendi bam tellerinden basar isem etkili olacağını düşündüm. BuvesileyleÇanakkaleZaferini daha genişaraştırma fırsatım oldu. Çanakkale’nin her sahnesi beni çok derinden etkiledi. 50 dakika bir eseri iki gecede yazdım.Yazarken çok ağladım, utandım gençliğimden. Müslümanlığımdan utandım. Galatasaray Lisesi 14 ila 15 yaşları arsında cepheye koşan canlar vardı. Yıl: 1916-1917 kayıtları! Balıkesir Lisesi aynen aktarıyorum:“1332-1333 ders yılı mektep mevcudu.Bu ders yılında Harb-i umumi münasebetiyle mektep 12, 11 ve 10 sınıflarda talebe bulunmadığından sınıf 9 başlıyor. Düşünün bir nesil 15’liler diyoruz.Unutmuştuk! Kaşları bıyıklarından gür delikanlılar cepheye türkü çığırarak giden koç yiğitler, çiçeğin tomurcuğu açmadan solan güller unutulmuştu. Unutulmalı mıydılar?Hayır! Unutulmamalıydılar.Bu topraklarda hiç kimseden korkmadan namusumuz ve şerefimizle yaşayabiliyor, çocuklarımızı büyütebiliyorsak; bunu onlara borçluyuz. Düşündüm ecdadımın 600 sene nasıl ayakta kaldığını adaletle dünyaya nasıl hüküm sürdüğünü düşündüm. Biz unutkan bir milletiz.Bize yapılan her şeyi unuttuk. Avrupa’ya gittik, Türkiye’yi unuttuk. Türkiye’de Türkçeyi unuttuk. 15’lilere düzülen hey on beşli ağıdını, kendimize oyun yaptık oynadık. Sırayı, saygıyı unuttuk. Yaşlılara, hastalara, çocuklara, kadınlara öncelik tanımayı, işimizi yalansız dolansız görmeyi unuttuk.Daha kötüsü ne biliyor musunuz?Biz maziye saygıyı unuttuk. Bu neslin uyanması ve kendi öz değerlerinden haberdar olması gerekiyordu. Ülkemin ve İslamalemininNesl-i pak/temiz nesillere ihtiyacı vardı. Ben de cihadımı genç kardeşlerimle yapmaya karar verdim.Bir ayda Nesl-i Pak eserimi yazdım.Elhamdülillah 2’nci baskımızı yaptık. Annelerin ve gençlerin özelikle genç kızlarımızın başucu kitabı olmasını temenni ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir