İstikamet Üzere Yürümek
Yol uzun, yol çetin, engebelerle dolu…
Hayatın yolları da böyledir. Kimi zaman önünüze aşılması güç engeller çıkar, kimi zaman hiç beklemediğiniz insanlarla karşılaşırsınız. Bazen yolun kendisi değil, o yolda karşılaştığınız insanların ihtirasları, kıskançlıkları ve hesapları yorar sizi.
Aslında hayat acımasız değildir. Acımasız olan, hayatı kendi çıkarları uğruna başkalarına dar eden insanlardır.
İnsanlık tarihi, hak ile menfaatin, adalet ile zulmün, samimiyet ile gösterişin mücadelesine şahitlik etmiştir. Çağlar değişmiş, coğrafyalar değişmiş, isimler değişmiş fakat insanın zaafları pek değişmemiştir.
Dün makam uğruna kardeşini harcayanlarla bugün koltuğunu kaybetmemek için her yolu mübah görenler aynı ahlaki hastalığın taşıyıcılarıdır.
Çünkü bazı insanlar için hedefe ulaşmak her şeyden önemlidir. Doğruluk, adalet, merhamet, vefa ve hakkaniyet onların dünyasında ancak menfaatlerine hizmet ettiği ölçüde değer taşır.
Oysa insanın gerçek değeri, ulaştığı makamla değil, o makama yürürken koruduğu ahlakla ölçülür.
Kalabalıklar Hakikatin Ölçüsü Değildir
Tarihin en büyük yanılgılarından biri, çoğunluğu haklılığın delili saymaktır.
Kalabalıklar bazen hakikatin etrafında toplanır, bazen de büyük bir yanılgının peşinden sürüklenir.
Kur’an-ı Kerim, çoğunluğun her zaman doğruyu temsil etmediğini hatırlatır:
“Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En’âm, 116)
Peygamber Efendimizin “Gariplere müjdeler olsun!” buyruğu da üzerinde düşünülmesi gereken derin bir hakikattir.
Garipler, yalnızca kimsesizler değildir. Bozulmanın yaygınlaştığı bir zamanda doğruluğunu koruyan, menfaatin hâkim olduğu yerde ahlakından vazgeçmeyen, kalabalıkların yanlışına ortak olmayan insanlardır.
Onlar bazen yalnız kalırlar. Bazen anlaşılmaz, bazen dışlanır, bazen de en ağır ithamlara maruz kalırlar.
Fakat hakikat, kendisine inananların sayısıyla değer kazanmaz.
Bir insan tek başına da haklı olabilir. Milyonlarca insan ise aynı yanılgının içerisinde bulunabilir.
Gücün Zehirlediği İnsan
İnsanın en büyük imtihanlarından biri güçtür.
Makam, servet, şöhret ve kalabalıklar bazı insanlara hizmet etme imkânı verirken bazılarını da esir alır.
Güç zehirlenmesine uğrayan insan, zamanla kendisini vazgeçilmez görmeye başlar. Etrafında kendisini alkışlayan insanlar biriktirir. Eleştiriyi düşmanlık, farklı düşünceyi ihanet, başkasının başarısını tehdit sayar.
İşte böylece hizmet için kurulan yapılar, kişisel iktidarın araçlarına dönüşebilir.
Tarih boyunca dinî, siyasi, ekonomik ve toplumsal yapılarda bunun örnekleri görülmüştür.
Bir zamanlar FETÖ yapılanmasının ülkemizde oluşturduğu karanlık ağ da bu tehlikenin ibretlik örneklerinden biridir. Dinî söylemlerle meşruiyet arayan, kurumları kontrol etmeye çalışan, insanları görünmez bir hiyerarşiye bağlayan anlayışın nelere yol açabileceğini acı tecrübelerle gördük.
Fakat mesele yalnızca bir örgütün adı değildir.
Asıl mesele, o örgütü doğuran zihniyettir.
Kutsallık görüntüsü altında çıkar aramak, insanları araçsallaştırmak, kurumları şahsi hesaplara teslim etmek ve gücü denetimsiz kullanmak…
Bu anlayış hangi isimle, hangi yapıda, hangi dönemde ortaya çıkarsa çıksın tehlikelidir.
Çünkü yanlış bir zihniyet, yalnızca isim değiştirmekle ortadan kalkmaz.
Ebu Leheb’in Mirası
Ebu Leheb öldü.
Fakat onun temsil ettiği kibir, ihtiras, hakikate düşmanlık ve menfaatperestlik insanlık tarihinden silinmedi.
Bugün Ebu Leheb’i yalnızca geçmişte yaşamış bir insan olarak görmek, onun üzerinden verilmek istenen ahlaki dersi eksik anlamaktır.
Her çağın kendi Ebu Lehebleri, kendi Firavunları, kendi Karunları vardır.
Bunlar birer tarihî şahsiyet olmanın ötesinde, insanın içine düşebileceği ahlaki çöküşün sembolleridir.
Firavunlaşmak için hükümdar olmak gerekmez. Karunlaşmak için hazineler dolusu servete sahip olmak gerekmez.
Küçük bir makamda büyük bir kibir taşıyan insan da aynı hastalığa yakalanabilir.
Bu sebeple insan, başkalarının yanlışlarını görürken kendi nefsini de hesaba çekmelidir.
Çünkü mücadele yalnızca dışarıdaki kötülüklerle değil, insanın kendi içindeki ihtiraslarla da verilmelidir.
Yola Çıkmadan Önce
Bir yola çıkıyorsanız o yolun yalnızca güzelliklerini değil, zorluklarını da bilmelisiniz.
Herkes sizi sevmeyecek.
Herkes başarınızdan memnun olmayacak.
Herkes samimiyetinize samimiyetle karşılık vermeyecek.
Bazen hiç hesabınız olmadığı hâlde sizi rakip görecekler. Bazen başarınızı kendi makamlarına tehdit sayacaklar.
Bunlara şaşırmak yerine hazırlıklı olmak gerekir.
Çünkü insanları yalnızca kendi iyi niyetimizle değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.
İyi niyetli olmak başka, tedbirsiz olmak başkadır.
Sabırlı olmak başka, haksızlığa teslim olmak başkadır.
Tevekkül etmek başka, sorumluluklarını ihmal etmek başkadır.
İnsan, yolun zorluğunu bildiğinde karşılaştığı engeller karşısında daha dirençli olur.
Kırılmaz, küsmez, ümitsizliğe düşmez.
Gösteriş Değil, İstikamet
Çağımızın en büyük hastalıklarından biri görünür olma arzusudur.
İnsanlar yaptıklarından çok yaptıklarının nasıl göründüğüyle ilgilenir hâle geldiler.
Fotoğraflar, alkışlar, protokoller, kalabalıklar…
Bazen bütün bunlar asıl gayenin önüne geçiyor.
Oysa her yerde görünmek, her işin içerisinde bulunmak, her kalabalığın önünde yürümek başarı değildir.
Bazen sessizce çalışmak, gösterişten uzak durmak, az ama nitelikli insanlarla büyük işler başarmak çok daha değerlidir.
İhlas, insanın yaptığını alkış almak için değil, doğru olduğu için yapmasıdır.
İstikamet ise şartlar değişse de ahlakını ve ilkelerini değiştirmemesidir.
Bizi Kim Koruyacak?
Peygamber Efendimizin bir sefer sırasında dinlendiği esnada bir adamın kılıcını alarak kendisine, “Seni benden kim koruyacak?” diye sorduğu rivayet edilir.
Allah Resulü’nün cevabı son derece açıktır:
“Allah!”
İşte iman, yalnızca dil ile söylenen bir söz değil, en zor anda insanın kalbinde taşıdığı güvendir.
Bu güven, insanı tedbirden uzaklaştırmaz. Aksine ona cesaret, sabır ve direnç kazandırır.
Bizim sığınağımız makamlar, kalabalıklar, servetler ve güçlü insanlar değildir.
Bizim sığınağımız Allah’tır.
O hâlde yol ne kadar uzun, engeller ne kadar büyük, rakipler ne kadar güçlü olursa olsun istikametten ayrılmamak gerekir.
Çünkü asıl mesele herkesten önce varmak değil, doğru yolda yürüyebilmektir.
Ve unutmayalım:
Yolun uzunluğu değil, istikametin doğruluğu önemlidir.

Yeryüzünde şeytan ve dostları cirit atarken, Ebu Cehiller ve Ebu Lehebler kıtalar dolaşırken, hakikatin temsilcileri de insanlığa nefes olmak, yol göstermek ve karanlıkları aydınlatmak zorundadır. Hüsnü Aktaş’ın ifadesiyle, “Vahiy nizamının...

Sabahın erken saatlerinde bir söz bazen insanı uzun uzun düşündürür. Tarık Buğra’nın Osmancık kitabının başında yer alan şu cümle de böyledir: “Cihanın ufkuna göz dikenler değil, bu ufka layık karakter...

İnsan bu dünyaya kalmak için değil, imtihan olmak için gönderildi. Rabbimiz Zâriyât Suresi’nin 56. ayetinde buyuruyor: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” İşte hayatın anlamını belirleyen...

Az olsun, öz olsun; ama yapılan iş tam olsun. Bizim en büyük meselelerimizden biri, işe başlamakla işi bitirmeyi birbirine karıştırmamızdır. Toplantılar yapıyoruz. Planlar hazırlıyoruz. Projeler çiziyoruz. Takvimler belirliyoruz. Komisyonlar kuruyoruz....

Bir toplum bir gecede çökmez. Bir devlet bir sabah ansızın yıkılmaz. Bir şehir de bir deprem sabahı birdenbire enkaza dönüşmez. Önce çiviler gevşer. Sonra vidalar sökülür. Sonra boşluklar oluşur. Ve...
Yorum Yap